Bir ülkede gelir dağılımı sürekli bozuluyorsa ticaretin şekli de değişir. Eğer toplam gelirin yarısını nüfusun en zengin yüzde 20’si elde ediyor ve siz de bu gruba mal ve hizmet satıyorsanız iyi yoldasınız. Ancak toplam gelirin diğer yarısı ile yetinmeye çalışan yüzde 80’e hitap ediyorsanız işiniz zorlaşacak demektir.
Gelir dağılımındaki bozulma son 11 yılın en kötü seviyesine gelirken, en zenginlerin toplam gelirdeki payı yükseldi.
TÜİK’in 2020 yılına ilişkin Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına göre, bu dönemde Türkiye’de en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, bir önceki yıla göre 1,2 puan artışla yüzde 47,5’e yükselirken, en düşük gelire sahip yüzde 20’lik grubun aldığı pay 0,3 puan azalarak yüzde 5,9’a geriledi. Böylece toplumun en zengin yüzde 20’sinin geliri, en yoksul yüzde 20’sinin gelirini 8’e katladı (eskisi 7,4 idi).
Halkın refahı sağlanmadan ve gelir dağılımı çarpıklığı iyileştirilmeden “ekonomik kalkınma”dan söz edilemez. Bunu düzeltmek için de dışa bağımlılığın azaltılması, ülkenin kendi özvarlıklarını devreye sokması ve üretimi artırması gerekir. İş gücünün hem artması hem de nitelikli olması önemlidir. Gelir dağılımı, toplumdaki en yüksek gelire ve en düşük gelire sahip toplum gruplarının toplam gelirden aldıkları payların kıyaslanmasıdır.
Gelir dağılımı adaletsizliğini önlemek üzere ‘gini katsayısı’ kullanılır. Bu katsayı 0 ile 1 arasında değişkenlik gösterir. Tam gelir adaletinin sağlandığı durumda katsayı 0, tam adaletsizlik durumunda ise katsayı 1’dir.
1’e yaklaştıkça gelir dağılımında bozulmayı ifade eden gini katsayısı, 2020’de bir önceki yıla göre 0,015 puan artışla 0,410 olarak açıklandı.
Şimdi gelir dağılımını bozan ve ekonomik istikrarsızlığa yol açan ana sorunun adını koyalım; bu ‘yüksek enflasyon’dur…
Zengin ve fakir bu enflasyon vergisini eşit ödediği için fakirin yükü daha da ağırlaşmaktadır. Aynı durum eksi reel faiz karşılığında tasarrufunu bankaya yatıran mevduat sahibinin ödediği görünmez vergi için de geçerlidir.
Dolayısıyla, yüksek enflasyon oranı yanında, yüksek piyasa faizine rağmen yetersiz kalan reel faiz oranı ve geniş tanımlı işsizlik oranındaki artışlar, düşük gelirli gruplardan yüksek gelirli gruplara doğru gelir transferini sürdürüyor. Küresel salgının en büyük kaybedeni de yoksul halk kesimidir.
Zira bu kesimin hissettiği enflasyon gıda enflasyonudur. Hem küresel olarak hem de iç üretim olarak gıda enflasyonunun artacağı sır değildir. Gıda ve tarımsal girdi ithal ettiğimize göre önümüzdeki yılı da kapsayacak şekilde yüksek enflasyon sorunu ile yaşamaya devam edeceğimiz açıktır.
Dolayısıyla alt gelir grubunun satınalma gücü olumsuz etkilenecektir.
Dışarda büyük bir işsizler ordusu varken, mevcut çalışanların da kendilerini güvende hissetmeleri mümkün değildir. Daha özverili çalışmak zorundalar!
Bu bakımdan üretimde beklenen artışın istihdam artışı da getirmesi fazla iyimser bir tahmindir. Önce daha fazla çalışma saati ile telafi yoluna gidilecektir.
Hepsi bu kadar da değildir…
Dolaysız vergilere ağırlık veren bir vergi politikası gerekirken, dolaylı vergilerin payı yüzde 62’lerdedir. Harcama vergileri ürün fiyatı içine gizlendiği ve tüketici bu vergiyi hissetmediği için toplanması kolaydır. Ancak adil değildir. Gelişmiş ülkelerde ise dolaysız vergilerin kamu gelirleri içindeki payı yüksektir. Örneğin 2017 yılı itibarıyla AB ülkelerinde dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı sadece yüzde 32,7 dir. (Kaynak: European Commission)
Gelir dağılımının bozulmasına katkı yapan bir diğer husus da negatif faizle dağıtılan kredilerdir. Bu kredileri ödeme gücüne sahip olan kesimler alır ve hem servetlerini hem de gelirlerini artırırlar. Örneğin son kredi furyasında konut sahipliği artmadı, aksine kiracıların oranı bir yıl arayla yüzde 25,6’dan yüzde 26,2’ye çıktı.
Gelir dağılımında denge bozuldukça, suç oranları da artar. Bu yüzden kamunun da perakendecinin de güvenlik harcamaları yükselir. Son zamanlarda medyada en sık izlediğimiz konular; hırsızlık, dolandırıcılık, gasp, kaçakçılık, karşılıksız çek-senet, ödenmeyen borçlar değil mi?
Gelişmekte olan ülkelerin ortak ihtiyacı; eksikliği duyulan kurumsal kaliteyi iyileştirmeye yönelik hukuksal düzenlemeleri yapmaktır. Yolsuzluk, kara para aklama ve rüşvetle mücadelede etkisiz kalan kurumları güçlendirmek gerekir.
Gelir dağılımı bozuldukça, zorunlu ihtiyaç maddeleri dışındaki kategorilerde daralma ve yeni arayışlar ihtiyaç gösterir. E- ticaretteki gelişmeler de hesaba katıldığında yeni yol haritalarına ihtiyaç duyulur.
Gelir ve servet dağılımı bozuldukça, para ve maliye politikalarının etkinliği de azalır. Hani bir hastalığın tedavisinde kullanılan ilacın dozu hastalık ilerledikçe yetmez ya, bu da aynı şeydir. Ya ilacı değiştirmek ya da dozu artırmak gerekir.
Ülkemizde gelir dağılımı üzerindeki çalışmalar yetersizdir. Oysa gelirin adil dağılımı sosyal devletin en önemli görevleri arasında sayılır.
Kişi başına düşen milli gelirimizin son yıllarda dolar bazında sürekli azalmasını değerlendirmek bile tek başına yetersiz kalır. Zira bu ortalama bir değerdir. Bir de daha gerçekçi bakış açısı için toplam milli gelirin yarısını nüfusun yüzde 80’ine bölerek bakmak da yarar vardır. Ancak bu şekilde nüfus çoğunluğunun yıllık gelir ve harcama imkânları daha net görülmüş olur. Ve de bilhassa yerel perakendecilerimiz hedef kitlelerini daha yakından tanımış olurlar.