DÜNE BAKMA DURAĞI
Bahar gelmişti gelmesine de haberler öyle fenaydı ki; unutturuyordu doğanın güzelliğini, uyanışını.
Tıklım tıklımdı hastahaneler.
“Yunan Ordusu saldıracak” diyorlardı sağda solda.
“Hem de 100 bin kişiyle…”
Aylardan Mayıs’tı.
Yıl; 1921.
Günlerce çalkalandı bu haberlerle Eskişehir.
Derken “Lüzumu halinde okulun boşaltılması talimatı” ulaştı Eskişehir Öğretmen Okulu’na.
Sonunda bir temmuz günü yanında bir öğretmen arkadaşıyla yollara düştü İsmail Hakkı Bey…
Ankara’ya gideceklerdi ama nasıl?
Trenler asker ve yaralı taşıyordu.
Yürüyerek yola koyuldular onlar da; imkân bulduklarında öküz arabalarıyla günlerce yol gittiler.
Aylardır maaş alamıyorlardı.
Paraları ha bitti ha bitecekti.
Beypazarı’na vardıklarında kafa kafaya verip bir mangal satın aldılar.
Biraz kıyma ve mangal kömürü de…
Ama toydular.
Toy ve mektepli.
Olması gerektiği gibi yapmışlardı köfteleri.
Eti bol, ekmeği az.
Zarar ettiler.
Okuması, yazması olmayan bir köfteci yol yordam gösterince biraz para geçti ellerine.
Sonra ver elini Ankara…
Her bahtı kara vatan sevdalısının Ankara’yı görmek istediği günlerdi.
Tren daha Ankara’ya ulaşmadan yaralı askerlerin iniltileri, canhıraş bağırtıları geliyordu istasyona.
27 bin nüfuslu bu kent bir ortaçağ kasabasından farksızdı.
Ama bu küçücük kasabadan yepyeni bir hayat çıkartmak için azmetmişti birileri.
İsmail Hakkı Bey ve arkadaşı Ankara’ya geldikten birkaç gün sonra şaşırtıcı bir haber aldılar.
Milli Eğitim Bakanlığı, bazı öğretmenleri eğitim için Avrupa’ya gönderecekti.
Şaşırdılar.
Şaşırılmayacak gibi değildi ki…
Tozun, dumanın, kanın, irinin arasında çılgınca bir karardı bu.
Karlsruhe’ye gidecekti İsmail Hakkı Bey.
Sıcak bir temmuz günü Antalya’ya gitti genç öğretmen.
Bir İtalyan vapuruna binecek oradan Almanya’ya gidecekti.
Aklı Ankara’daydı.
Eski bir okul arkadaşına bir mektup yazdı yola çıkmadan.
Diyordu ki mektubunda: “Önümüzde her şeyden önce bir ülke sorunu var.
Bunu manen ve maddeten kurtarmak gerekiyor.
Bu görevin bayraktarları durumundayız.
İnşallah bir gün mutlu günler görür, onurunu yaşarız.
Hiç bir şey yapmazsak şunu başaracağımıza kesinlikle inanıyorum: Bugün tüm yoksulluklara bürünmüş viran Anadolu’da hiç olmazsa bizim gibi düşünen ve çalışanları görür, ‘Bunlar bizim öğrencilerimiz’ deriz.
Bu yeterli değil mi kardeşim ?”
“Bunlar bizim öğrencilerimiz” diyeceği binlerce Köy Enstitülü öğrencisi oldu İsmail Hakkı Bey’in.
O’na “Tonguç Baba” diyen…