Bundan önceki yazımın konusu “Fiyasko Anketler”di. Özeti de seçim sonuçlarındaki yanılma oranlarıydı. Ancak o günden bugüne, ben de tahminlerimde yanıldığımı gördüm.
Zannettim ki, utanma duygusu ağır basar, bu insanlar mesleği bırakırlar veya en azından bir müddet ortalıkta gözükmezler. Ne mümkün, hâlâ Türkiye’nin tirajı yüksek gazetelerinde, televizyonlarında seçim analizi yapabilmekteler. Gülümseyen çehrelerinde en ufak bir üzüntü ifadesi bile yok.
Bırakınız bu kadar hayati konuyu, at yarışlarında bile banko atları tutturamayan bahis şirketlerinin yüzüne bakılmaz. Çıkarttıkları bültenler çekirdek külahı olur.
Buna rağmen, bu orta oyununda medya da severek, isteyerek rol kapmanın peşine düşmüştür. Herhalde kendilerine göre makul sebepleri vardır!
Bir kere, araştırma şirketinin siyasi bağlantısı olmamalıdır. Oysa birçoğunun sahibi veya danışmanı bir siyasi partinin üyesi, eski üyesi veya güçlü sempatizanıdır.
Yaptıkları iş ise çoğunlukla manipülasyon ve algı yönetimidir. Durum böyle olunca; doyurucu anket çalışması yapmadıkları da anlaşılıyor. Öyle ya, zaten manipülasyon yapmayı kafaya koymuşsanız, yüksek anket harcamasına ne gerek vardır.
Küresel anlamda araştırma şirketinin en önemli sermayesi güvenirliğidir. İsabet kaydettikçe büyürsünüz. Bizdekiler ise yaslandıkları çevreyi abarttıkça büyüyorlar. Halbuki o çevreler için de amaç; neticeyi erken görüp tedbir almaksa, bu çakma anketler onlara da zarar vermez mi?
Yok, amaç neticeyi olduğundan iyi gösterip karşı cepheyi ümitsizliğe sevk etmekse, zaten artık o yol da bitmiştir ve olay iyice deşifre olmuştur. Bundan sonra o PR amaçlı çalışmalar da tutmaz. Yani ödenen paraların boşa gitme ihtimali fazladır. Ha, “burası Türkiye, bizim halkımız çabuk unutur, aynı senaryo tekrar tekrar yutturulur” denirse, ona da itirazım olmaz. Onu da kendisine saygısızlık yapılan sevgili halkım düşünsün!
Zira, “nasıl olsa biz neticeyi değiştiremeyiz” diyerek şezlongdan kalkmayanlar ile “nasıl olsa bizim adayımız kazanır” diyerek yayladan inmeyenler arasında fark kalmamıştır. Uyanışı da birlikte gerçekleştirmeye ihtiyaçları vardır.
Tecrübeli liderler gerçek anket çalışmasını kişiye özel yaptırırlar ve sadece kendileri görürler. Dünyada böyle çalışan çok sayıda güvenilir şirket vardır. Dolayısıyla o gerçek anketleri bu PR çalışmalarından ayırmak gerekir.
Neticede bizler, o yüzde 1-2 sapmalı sağlıklı sonuçları değil, yüzde 30 sapmalı bu Karagöz-Hacivat sunumlarını izleriz.
Bunun için seçimden seçime boy gösterenlerle, her konuda araştırma yapan saygın şirketleri ayrı tutmak gerekiyor.
Örneğin 100 ülkede faaliyet gösteren Nielsen’in hiçbir raporunda ne talimatla ne de duygusal olarak kimsenin lehine veya aleyhine 1 puan oynayamaz.
Benzer şirketleri de tamamen bu konunun dışında tutuyor ve başarılarının devamını diliyorum.