Türkiye, “19 Mart Darbesi”nden sonra yeni bir siyasal iklime girdi. Rejimin faşizan karakteri iyice belirginleşmeye başladı. Buna tepki olarak yükselen toplumsal direnişi bastırmak için tam bir cadı avına girişildi. “Tutuklama garantili” soruşturmalar hız kesmeden sürüyor. İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun hukuksuz biçimde hapsedilmesinin ardından kitlesel gözaltı ve tutuklamalar başladı. Belediye Başkanları, bürokratlar, gençler, akademisyenler, gazeteciler, sanatçılar, sporcular; her yaştan ve meslekten insan, dur durak demeden cezaevine gönderiliyor. Bu gidişle Silivri yerleşkesini toplama kampına, ülkeyi yarı açık cezaevinde döndürecekler!
Ne hikmetse bütün bu operasyonlar, “özel seçilmiş” İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle yürütülüyor. Ama asıl karar merkezinin Saray olduğu biliniyor. HSK’nin olup bitenler karşısındaki derin sessizliği de bunu doğruluyor. Cezaevine gönderilen akademisyenlerden Levent Dölek’in söylediği gibi: “İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra Adliyede hukuk askıya alınmış durumda.”
Artık kimin içerde kimin dışarda olduğunu izleyemez durumdayız! Yargı pratiğinde yeni bir döneme girdik. Anayasal-demokratik gösteri hakkını kullanan insanlar, “kopyala-yapıştır” kararlarla harala gürele mapus damına atılıyor! Ne yapılmak isteniyor? Zulme boyun eğmeyen, yasaya ve hukuka aykırı kararlara uymayan halkı topluca içeri mi tıkacaksınız? Var mı o kadar hapishaneniz?
“İmamoğlu operasyonu” ile bağlantılı olarak çok sayıda değerli uzman, danışman ve yönetici de dayanaksız suçlamalarla tutuklandı. Hepsi birbirinden değerli insanlar. Ama aralarında biri var ki onun cezaevinde bulunmasına büsbütün isyan ediyorum: İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat… Siz “ecdat yadigârı” edebiyatı yaparken, o adam İstanbul’da ne kadar unutulmuş kültür varlığı varsa hepsini “İBB Miras” diyerek canlandırmaya, ayağa kaldırmaya çalıştı. İstanbul’a son gidişimde, çağdaş sanat merkezlerine dönüştürdüğü görkemli yapıların bazılarını hayranlıkla izlemiştim. Parada pulda gözü olmayan, üstelik kalbinde altı stentle dolaşan böyle değerli bir insanı pamuklara sarıp baş tacı edeceğiniz yerde sudan gerekçelerle hapse atıyorsunuz! Ey vicdan, geldinse çık!
* * *
Ev hapsindekilerin sayısı da her gün artıyor. Televizyon sunucusu Özlem Gürses, haftalarca ayağında elektronik kelepçe ile evinden yayın yapmak zorunda kaldı. Bir kadın gazeteciye bu eziyeti yaşatmak hangi vicdana sığar? Daha sonra arkadaşımız İsmail Saymaz’a ve Eğitim-Sen yöneticilerine de aynı ceza uygulandı. Cezaevlerinde yer kalmadığı için mi başvuruluyor bu yönteme?

Yüz binler sel olup Saraçhane’ye aktı! (Fotoğraf: CHP / Doğuşan Özer)
Anayasal haklarımız, kimi yöneticilerin keyfi kararlarıyla yok sayılmak isteniyor. Oysa mülki amirler, öyle akıllarına estiği gibi “eylem yasağı” koyamazlar. Koyarlarsa, anayasaya aykırı bu yasaklar uygulanamaz, kâğıt üstünde kalır. Nitekim günlerdir yurdun dört bir yanında yaşanan budur. Kimse takmıyor yasadışı yasakları! Ekrem İmamoğlu ile dayanışma için yollara dökülen on binler, yüz binler, milyonlar, her türlü engelleme çabasına karşın sel oldu, direnişin simge mekânı Saraçhane’ye aktı!
Yineleyelim: Valilerin, kaymakamların; insanların ulaşım, seyahat, toplanma, gösteri, ifade, protesto haklarını yok sayma yetkisi yoktur. Anayasa’nın 34. ve diğer maddeleri buna engeldir. Kamu yöneticileri, emirleri Saray’dan, Reis’ten değil, yasalardan almak zorundadırlar.
* * *
Türkiye’de halen cezaevinde 30’un üzerinde gazeteci var. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Türkiye’de gazetecilik yaptığı için cezaevinde yatan kimse yok” diyor. Oysa basın meslek örgütlerinin açıklamaları bakanı yalanlıyor.
İki gün önce Saraçhane’deki gösterileri izleyen 8 gazeteci tutuklandı. Tutuklananların çoğu foto muhabiri ve kameramandı! Adalet Bakanı bu saçmalığı açıklayamayınca ertesi gün meslektaşlarımızı bırakmak zorunda kaldılar. Sorgulamaların, yargılamaların, tutuklamaların ve salıvermelerin hiçbir hukuksal normu, mantığı, tutarlılığı, inandırıcılığı kalmamış. Yukarıdan ne talimat verilirse onu yapıyorlar!
Son zamanlardaki soruşturma süreçlerinde insanların onurlarını yaralayan yöntemlere başvuruluyor. Saygın insanlara “terörist” muamelesi yapılıyor! Örnek mi? Meslektaşlarımızın avukatları, ilgili savcıyla görüşüp müvekkillerinin ifade vermeye hazır olduklarını söyledikleri halde şafak operasyonuyla evler basılarak gözaltına alınma yoluna gidiliyor. Bu tutumu eleştirdiğimizde de “Gözaltı değil efendim, polis eşliğinde mevcutlu getirdik” diyorlar. Belli ki birilerinin şova gereksinimi var! FETÖ yöntemleri bunlar!
2013 yılındaki Haziran Direnişi sırasında gazetemizin yayın yönetmenliğini yapan değerli arkadaşımız Barış İnce de bu furyada İzmir’de gözaltına alındı ve tam dört gün sonra salıverildi. Toplumca tanınan insanları on beş dakikalık bir ifade için dört gün nezarette tutmanın anlamı nedir? Böyle mi boyun eğdireceksiniz insanlara?
* * *
Bu cadı avında içeri tıkılanlar arasında “Her şey çok güzel olacak” sloganının yaratıcısı Berkay Gezgin kardeşimiz de var!
Berkay, tutuklanırken “Beni unutturmayın” demiş avukatına.
Seni nasıl unuturuz aslan parçası!
Sen bu ülkenin umudunu ve geleceğini temsil ediyorsun.
Hiç merak etme, şimdi daha çok inanıyoruz:
Her şey gerçekten çok güzel olacak!