Cahit Külebi Atatürk Kurtuluş Savaşında adlı şiirinde şöyle seslenir:
“Sana borçluyuz ta derinden,
Işığısın bu yurdun
Dilimizi ulusallığımızı öğrettin bize
Çünkü Cumhuriyetimizi sen kurdun”
Cumhuriyet Bayramı geliyordu. Cumhuriyet ve onun getirdiği devrimler konuşulacaktı. İktidar partisinin Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın eskiye özlem kara sözleri duyuldu:
“Mao, Çin’de yaptığı kültürel devrimle dile dokunmamıştır. Cumhuriyet bizim lügatımızı, alfabemizi hasılı bütün düşünme setimizi yok etmiştir!”
Bıktıran bayramlık nakarat! Yel kayadan ne alır?
Yaşanmış bir örnek en iyi yanıt olacaktır. Prof. Dr. Feyzi Öz, UNESCO Türkiye temsilcisi olarak 2000’li yılların başında Çin Halk Cumhuriyeti’ne bir gezi düzenler. Orada Çin Eğitim Bakanıyla görüşür. Sayın Öz, Çin Eğitim Bakanına der ki:
“Alfabenizdeki yüzlerce harfle okuma yazma nasıl öğreniyorsunuz? Bizde,1928 yılına değin öğrenilmesi güç olan Arap alfabesi vardı. Atatürk o alfabeyi kaldırdı. Yerine, bugün kolayca okuma, yazma öğrendiğimiz alfabemizi getirdi. Beş, altı yaşındaki çocuklarımız bir iki ay içinde okuma yazma öğrenir oldu.”
Çin Eğitim Bakanı söz alır:
“Bizde de Mao, alfabeyi değiştirdi. Ancak çok tepki gelince firene bastı.”
Prof. Feyzi Öz, tam burada taşı gediğine koyar:
“Alfabe değişiminde bizde de tepki geldi. Atatürk, frene değil, gaza bastı!”
Üç ay gibi kısa bir zamanda ulusun büyük bir bölümü okuryazar olmuştu.
Atatürk’le Mao’nun farkı işte bu. Gerçek dünya lideri olmak kolay değil.
Beş yıl kadar önce, mezar taşlarımızı okuyamadığımızı konu ederek yükseklerden bir ses geldi:
“Osmanlıcayı ya öğreneceksiniz, ya öğreneceksiniz!”
Ne olacakmış? Mezar taşları okunacakmış! Bunca yıldır kim öğrendi Osmanlıcayı?
Cumhuriyetimizin kuruluşundan bunca yıl sonra bunların anlamı yok. Yorulmuyorsanız varsın sürsün hep aynı nakaratınız! Bana sorulursa, bu denli gülünç olmanız yeter!