Üç tarafı denizle kaplı güzel ülkemizde hâlâ turizm potansiyelimizi tam kullanamazken; sektörün fırsatçıları da hiç boş durmuyorlar. Eğer bunlarla yapılan mücadele kazanılamazsa yabancı turisti kendi ellerimizle rakip ülkelere teslim ederiz. Zira o ülkelerde ne fahiş fiyat girişimleri ne de hanutçuluğun dolandırıcılık seviyesine ulaştığı olaylar bizdeki kadar yaygın değildir.
Hanutçuluğun küresel anlamı; özellikle turist kafilelerini alışveriş etmeleri için bir komisyon karşılığında belirli dükkanlara götürme işidir. Çok ülke gezmiş bir kişi olarak, bu mesleğe rastlamadığım ülkeler olduğu gibi turistin arzusu ile destek hizmeti şeklinde uygulanan ülkelere de tanık oldum.
Şimdi geliyoruz iyice dejenere olmuş şekline…
Bizdeki hanutçuluk, bir ticari işletmenin ürün veya hizmetini, turisti sözlü veya fiili davranışla rahatsız ederek satmak, hizmeti tanıtmakla kalmayıp baskı ile kabullendirmeye çalışmak olarak anlaşılıyor.
National Geographic televizyon kanalında Conor Woodman tarafından hazırlanmış “Dolandırıcılar Şehri” isimli bir programın İstanbul bölümünde, hanutçuluğun şehirde turiste karşı yapılan en yaygın dolandırıcılık şekli olduğu anlatılmıştır (Vikipedi). Dolayısıyla bu ısrarcı tutum ve davranışların giderek fiziksel ve psikolojik boyuta ulaşması maalesef sıradanlaşmıştır. Turizme önemli ölçüde zarar verdiği tartışılmazdır. Zira yüksek hesap ödetmenin yanında, zorla parası alınan turist şikayetleri de mevcuttur. İstanbul’da en uç dolandırıcılığın merkezi İstiklal Caddesidir. Yani şehrin merkezi…
Örneğin Londra’nın merkezinde tehlikeli bir yer yoktur. Ancak şehrin Soho bölgesi canlı ve bir o kadar da riskli bir eğlence semtidir. Turistler bu konuda sürekli uyarılmakta, yine de şikâyete bağlı olarak ağır cezalar uygulanmaktadır.
Şimdi bu mesleğin daha ince ayrıntılarına bakalım. Hanutçu 2 şekilde komisyon alır. Birincisi götürdüğü turist sayısına göre (küresel uygulama), ikincisi de işletmenin kazancını paylaşım şeklinde. Yani birinci usulde; yurt dışında yaygın olan, turizm acenteleriyle anlaşmalı şekilde lüks mağazalara turist rehberi eşliğinde müşteri götürülmesidir. Mısır’da, Tunus’ta, Tayland’da gördüklerim grup halindeki turistlerin götürüldüğü bu tip işletmelerdir. Elbette lokantaların, barların önünde “dükkâna davet” duyurusu yapan elemanlar da vardır ama zorlama yoktur. Oysa bizde rastlanan ikinci usulde işin nereye varacağı belli olmayıp, parasal kaybın yanında fiziksel riskte bulunmaktadır.
Dolayısıyla bir sabit durağı olan hanutçular bir de kendilerine belirledikleri av sahalarında meslek icra edenler vardır. Av sahaları, turistlerin sıkça uğradıkları bölgelerdir. İzmir ve Kuşadası limanları, İstanbul Beyoğlu, Kapalı Çarşı, Mısır Çarşısı ve Sultanahmet civarı gibi…
En şaşırtıcı olan da; bazı çarşıların orta yerinde toplanan hanutçuların yarattığı görüntü kirliliğidir. Buna çarşı esnafı nasıl karşı çıkmaz, anlaşılır gibi değildir.
Ayrıca bu sistem haksız rekabet de yaratıyor. Zira turistin küçük esnafa ulaşması engelleniyor.
Sonuç olarak; yabancı turistlerin yaptıkları alışveriş harcamalarının, toplam turizm gelirleri içinde daha büyük bir paya sahip olabilmesi hepimizin arzusudur. Dolayısıyla hem ülkeye giren dövizin artması hem de sektör paydaşlarının yaşaması için bu zararlıların ayıklanması şarttır.

Nitekim geçen yıl bu zamanlarda Rus gazetelerinde turistlerin tatil sırasında ülkemizde muhtemel “kazıklanma” senaryolarına dair aşağıdaki uyarılar yapıldı.
“Restoran menüsünde fiyatlandırma yoksa yüksek hesap gelebilir. Havaalanından taksiye binince farklı fiyat tarifesi uygulanabilir, farklı yollardan güzergâh çizilip, yol uzatılabilir ve yüksek ücret talep edilebilir. Önerilen plaj işletmesi ya da gece kulübünde giriş için rutin dışı yüksek bir meblağ istenebilir. Tekne turlarında yerli turistin birkaç katı fiyat tarifesi uygulanabilir. Bazı sağlık turizmi paketlerindeki uygulamalar, uzman olmayan kişilerce ve yüksek fiyata yapılabilir.” (Gazete Duvar)
Üzülerek hatırlatmalıyım ki; küresel anlamda taksi olaylarımızın kötü şöhreti her geçen gün artıyor. Konumuz ‘hanutçuluk’ olduğuna göre bazı otellerin (veya çalışanlarının) taksi durakları ile ortaklık kurmaları bu işi de üstlendiklerini göstermektedir. Turist taksiye binip çarşı merkezini işaret edince, hiç emek harcamadan komisyon aldığı dükkâna yolcusunu teslim eden kötü niyetlileri de unutmayalım. Her iki usulde de turistin en az 3-4 kat ödemesi kaçınılmazdır
İşte ekim ayı içindeki son örnek: Fenerbahçe- Stuttgart maçı için ülkemize gelen 4 Alman turist, Beyoğlu’nda bindikleri taksinin yönlendirdiği bir lokantada 59.000 TL hesap ödediler (fiş ilişikte). Hem de lüks bir restoranda değil Galata köprüsü altındaki salaş bir lokantada. Bu olay sosyal medyada fazlaca paylaşıldığı için Ticaret Bakanlığı ekipleri yaptıkları denetimde menüdeki ücret ile alınan ücretin farklı olduğunu tespit ettiler. Ve 139.304 TL ceza uyguladılar. Bu olayın yüzlercesi turizm bölgelerinde her gün yaşanıyor.
Bu ahlak yoksunlarına verilen para cezası haksız kazançlarının yanında kum tanesi gibi kalır. Ve ‘turisti kazıklama’ işlemine aynen devam ederler. Yaptığım araştırmalara göre; yukarda 1.217 euro (59.000 TL) tutan 4 kişilik aynı yemeğe Yunanistan’da daha üst kalitede bir restoranda ödenecek azami tutar 300 euro dur. 2024 yılında 1,5 milyon yerli turistin o ülkeye gitmesinin sebebi de budur. Turizm gelirlerini kıyaslayacak olursak; Türkiye’nin 2024 turizm geliri 61 milyar dolar (52,5 milyar euro) iken, Yunanistan’ın aynı dönemde geliri 22 milyar euro (25,5 milyar dolar) idi. O ülkenin 8 katı nüfusa sahip olmamıza rağmen, lokomotif dediğimiz turizm gelirimiz sadece 2,4 katıdır. İşte ‘potansiyeli kullanamıyoruz’ dememin nedeni budur.







