Son yıllardaki yüksek meyve sebze fiyatlarının sadece yeni hal yasası ile düzeleceğini söylemek çok gerçekçi olmaz. En azından şeffaflığı artıracak ve kayıt dışını azaltacak gelişmeler yaşanabilir. Bu da bir kazançtır…
Ancak önce hastalığı doğru teşhis etmek gerekir!
En son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim; direkt üreticiden almak yolu kısaltır, maliyeti azaltır ama etiket fiyatını düşürmeye yetmez. Zira şu anda üreticiden alım yapan bazı büyük perakendecilerin, halden alım yapan yerel marketlere göre daha pahalı kaldıkları bir gerçektir. Zamanı olan herkes bu kıyaslamayı kolayca yapabilir.
Demek ki problem kalabalık katılımlı dağıtım kanalında değil, fiyatlama davranışında aranmalıdır. Arz yönlü piyasa katılımcılarının (üretici, toptancı ve öncelikle de perakendeci) doğru şekilde anlaşılabilmesi ve buna göre kâr marjı hedeflerinin kontrolü önem ahzediyor. Bunun için de mutlaka yeni yasayı beklemek gerekmiyor.
Ülkemizde tarladan veya bahçeden alınan fiyata göre değil, satış yapılan piyasaya göre fiyatlandırma alışkanlığı vardır.
Şunu iyi bilmeliyiz ki; bu konuda dünya ile ülkemizin gerçekleri tamamen farklıdır. Tarımsal üretim dağıtım kanallarına ait akademik kaynaklarımızda 6 değişik şekilde üreticiden tüketiciye akış alternatifleri dikkat çekmektedir. Yabancı kaynaklardan alındığı anlaşılan bu bilginin bize uymadığını, sahada yıllarca yaptığım araştırmalar sonunda tespit ettim. Ve daha önce bir yazımda açıkladığım şekilde, 33 değişik dağıtım kanalını sıraladım, gözümden kaçma ihtimali olan birkaç eksiğin de zaman içinde bu listeye eklenebileceğini ifade ettim. Ve hiçbir kaynakta adı geçmeyen bazı aracı durumundaki mesleklerin de tarifini yaptım.
Bunu şunun için anlattım; AB ülkeleri ile kıyaslama bizi doğru yere götürmez.
Bir kere meyve sebze ticaretinde hale girme mecburiyeti, ne üreticiye ne de tüketiciye fayda sağlamadı. Üretici yine kazancını yetersiz buldu, tüketici yine fiyatların alım gücünü aştığından şikayetçi oldu…
1 Ocak 2012’de yürürlüğe giren ve halen uygulanan yasa da, “Sebze meyve ürünleri kayıt altına alınacak” kararı zaten vardı. İstenen sonuç alınamadı ki, yeni yasa taslağının da öncelikli amacı bu oldu…
Yeni taslakta yer alan; perakende sektörünün satışa sunacağı mallarda yüzde 20’yi geçmemek üzere doğrudan üreticiden alım yapması neyi değiştirecektir?
Yukarda belirttim, yüzde 70’ini üreticiden alan perakendecinin fiyatları daha düşük seviyede değil ki…
Yeni düzenlemede; “Toptancı hali dışında faaliyet gösteren tüccarlar Bakanlık’tan yetki belgesi almak kaydıyla, yalnızca toptancı halinde faaliyet gösteren kişiler ile sanayici ve ihracatçılara satış yapabilirler” şartı vardır.
Evet kâğıt üzerinde güzel duruyor. Ancak tüccar sürekli ve yüklü satışı sadece perakendeciye yapabilirken bundan kolay vazgeçer mi?
Eğer yasanın arkadan dolanarak değerlendirilmesini sahada engelleyebilecek, güvenilir denetim kadrolarınız sayıca ve deneyim olarak yeterli değilse netice almak zorlaşır. Üstelik birçok yetkinin belediyelerden alınarak Ticaret Bakanlığı’na verilmesi de öncelikle uzmanlaşmış yönetici kadrolara sahip olmayı gerektirir.
Bazı basın organlarında görüyorum; “stokçuluk bitiyor, israf azalıyor” şeklinde.
Bir kere ülkemizde stokçuluğun açık bir tarifi yok ki. Tonlarca elmayı, armudu, limonu, patatesi, soğanı hasat zamanı depolamak ve bütün bir yıl boyunca satışa sunmak stokçuluk değildir. İşin tabii gereği olarak bütün dünyada uygulanan sürecin işletilmesidir. Yanlış depolama yapan, masrafını karşılayamayan, aşırı fire veren de bedelini öder. İşte serbest piyasa dediğimiz işin bu tarafıdır.
Sonuç olarak; tüketicinin yeni yasa ile kaderi değişmez. Bugün pahalı bulduğunu yarın ucuza alamaz. Üretici ise kendisinden alım yapan perakendecinin daha bonkör davranacağını ve bu şekilde emeğinin karşılığını alacağını düşünemez. Zira buna dair önümüzde çok örnek vardır.
Haldeki komisyoncuyu günah keçisi haline getiren olumsuz algıya, yıllarca onlardan alım yapmış bir kişi olarak katılmam mümkün değildir. Toptancı hal komisyonculuğu denge unsurudur. Üreticiler ve perakendeciler arasında bir anket yapılsa güvenilir bir komisyoncudan yıllarca ayrılmayan çok sayıda üretici ve perakendeci olduğu görülür. Bunun sistemle alakası olmayıp, iş ahlakına endeksli olduğu bilinir. Üstelik üreticinin malı değer bulmuyorsa komisyoncu o tarafın güvenini kaybeder. Müşterisi olan perakendeciye fiyatları şişirirse güvensizlik o tarafta da oluşur. Neticede, komisyonculuk futboldaki Merkez Hakem Komitesi’ne benzer. Güven kaybı yaşayan o mesleği sürdüremez.
Yani bu ticaretin en önemli unsurlarıdır. Bu bakımdan “Komisyonculuk kalkacak” manşetlerine sadece gülünür. Elbette bozuk kısmı vardır, onu da ayıklamak yetkili mercilerin denetim kabiliyetine kalıyor.
Bu taslakta netice alınabilecek şekilde, üretici ve örgütlerinin desteklendiğini de pek göremedim. Veya başka bir ifade ile üreticinin geliri nasıl artırılacak, anlayamadım. Evet üretici örgütlerine yapılan satışlardan gelir vergisi kesintisinin yapılmaması bir destektir ama kayıt dışı gerçeği yanında rekabette fazla bir avantaj sağlamaz.
Aracı maliyetlerinin azaltılması hedef olsa da, buradan sağlanacak tasarrufun birileri tarafından götürülmesini engellemek şartıyla…
Sebze meyve fiyatlarına etki eden unsurlar; iklim şartları, üretim planlamasındaki isabet oranı ve kâr marjlarının insaf ölçüsünde olup olmamasıdır. İlkine bir şey yapılamaz ama ikincisine ve üçüncüsüne de yeni yasa gerekmez. Dolayısıyla fiyatların ve enflasyonun düşmesi için mevcut yasalar yeterlidir. Yani fahiş fiyatlara karşı atılacak öncelikli adım kontrol mekanizmasının ıslahı olmalıdır.
Sebze meyve firelerinin azaltılması üzerine yıllardır konuşulur. Oysa en kolay ve kısa yoldan düzeltilmesi mümkün olan hatalı pestisit kullanımıdır.
Önlenebildi mi? Hayır, AB’den ürünü en fazla iade edilen ülkeyiz. Dolayısıyla bizim aksiyona ihtiyacımız vardır ve bunun için de mevcut yasa yeterlidir.










