Cumhuriyet Halk Partisi, bir kez daha büyük sıkıntılar yaşıyor ve ardı ardına büyük sınavlardan geçiyor.
Ana muhalefet partisinin, tam da parti üyelerini, iktidara muhalif kitleleri harekete geçirmeye başladığı bu dönemde, önündeki en büyük sınav, 6 Nisan Pazar günü toplanacak olan olağanüstü kurultayı.
Genel başkan Özgür Özel, kendisinin seçildiği bir önceki kurultayla ilgili “delegelerden oy satın alındı” gibi kayyum atamakla sonuçlanabilecek iddialar karşısında olağanüstü kurultay çağrısı yapmıştı.
İddialar ilk ortaya atıldığında kurultayın düzenleyici ve sorumlusu olan o dönemki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun “bu konuda açıklama yapmak genel merkeze düşer!” diye kuşku uyandıran bir tavır sergilemesi, parti tabanında bir anda prestij kaybetmesine yol açmış, en toz kondurmayalar bile kendisine “değişik gözle” bakmaya başlamıştı.
Kemal bey, olağanüstü kurultayda aday olup olmayacağı sorusuna verdiği “ben hiç kendi isteğimle aday olmadım” yanıtı ile de “eğer yeterli sayıda delege aday gösterirse olabilirim!” demek istediği algısına yol açmıştı. Bu sözleri, kimilerince “adaylığı yan cebime koyun diyor!” şeklinde değerlendirilmişti.
Bu arada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ile başlayan ve CHP’nin örgütlemesi ve üniversite gençliğinin katılımı ile çok büyük çaplı protesto gösterilerine yol açan süreçte de Kemal Bey’in “kalabalık ortamlarda” hiç görünmemesi dikkat çekmiş, bundan öte kendisine daha iki yıl önce cumhurbaşkanı olsun diye oy veren milyonlarca kişide düş kırıklığı yaratmıştı.
Kılıçdaroğlu, günlerdir ses çıkarmadığı bunca tartışmadan sonra nihayet “biraz kırgın, biraz da kendi cesaretini hatırlatmak isteyen” bir üslupla açıklama yaptı ve aday olmayacağını bildirdi.
Tabii bu, sanki “gelişmelere göre ne yapacağına karar verecek” gibi görünen tarzı, zaten epeydir yıpranma sürecindeki durumunu iyice sarstı.
Sosyal medyada yer alan hakaretamiz, küçültücü ifadeler bir yana, muhalif medya organlarında boy gösteren ve kendini “kanaat önderi” sayan yorumcular, muhtemelen üyesi olmadıkları partinin iç işlerine pervasızca daldılar!
Örneğin yarım asırlık gazeteci Yalçın Doğan, öfkesini saklamakta beis görmeden, “olağanüstü kurultayda Kılıçdaroğlu’nu aday göstermek isteyebilecek delegelerin partiden ihraç edilmesini” istemeye kadar gitti.
Diğer birçok kanalda kendini “kanaat önderi” olarak gören pek çok yorumcu, eski genel başkana yüklendiler, demediklerini bırakmadılar!
Bu arkadaşlar, CHP’nin üzerindeki ölü toprağını attığını, milyonları harekete geçirmeyi başardığını, Kılıçdaroğlu’nun devreye girmesinin bu havanın bozulmasına yol açacağını söylüyorlardı.
Genel başkanlıktan düştükten sonra, çok kişiye göre köşesine çekilip partisine “akil adamlık” yapması gerekirken, ikinci bir yönetim odağı gibi ayrı bir ofis açmasını manidar ve gereksiz bulanlar çoktu.
Kemal bey, Kurultay’a birkaç gün kala yaptığı açıklamada aday olmayacağını vurgulamış ama geç kalmıştı galiba.
Bu açıklamada gecikmesi, başlangıçta başka bazı hesap ve beklentiler içinde olduğunu gösteriyor gibiydi.
Ancak bunlardan umudu kalmayıp sosyal medyada da tepkiler uymadığı ölçüde artınca bu yola başvurması da zevahiri kurtarma çabası olabilirdi ancak.
Zira, tren kaçmıştı artık…
Tren, Saraçhane’de partinin biri 90, ikisi 80 yaşını devirmiş üç eski genel başkanının yanında Kılıçdaroğlu’nun yer almadığı gün kaçmıştı!
Kendisi, daha sonra katılımcıların sayısının 2,2 milyon kişi olarak açıklandığı büyük mitinge de gitmemişti.
Tren o gün bir kez daha kaçmıştı.
Kemal Bey, anlaşılan siyasette ve toplumda olup biteni “okumakta” güçlük çekiyordu!
Bu, görevde olup kaybettiği daha önceki seçimlerde, aday tercihlerinde, tepki göstermesi gereken yerlerde çeşitli bahanelerle harekete geçmeyişinde görülmüştü.
Ancak, gelinen noktada, kendisinin hiçbir şeyden korkmadığını, bunu çeşitli defalar gösterdiğini söyleyerek sosyal medyada aleyhinde yazanlara sitem ediyordu.
Oysa ki, partisinin kurultay kararına sonuna kadar saygılı bir eski genel başkan gibi davransaydı, partisine yönelik kumpas tehlikelerinin karşısında dursaydı, seçilmiş Büyükşehir belediye başkanını yalnızca cezaevinde ziyaret etmek yerine milyonlara katılıp tepkisini haykırsaydı, bugün daha değişik bir yerde olurdu.
En azından kimse “yuhalanmaktan korktuğu için” Saraçhaneye gidemediğini söyleyemezdi.
Kimse, “aday olursan Kurultayda yüzüne tükürülür” gibi densiz laflar edemezdi.
Tavırları bir eski genel başkana yakıştırılmış olsaydı, kurultayda aday olsa bile kimse ağzını açıp tek kelime bile etmezdi.
“İyi olan kazansın!” derlerdi.