2011-10-28
Saim TOKAÇOĞLU
Beşik gibi sallanmakta olan bir coğrafyada yaşıyoruz. Nüfusun yüzde 98’i öyle ya da böyle deprem riski altında. Parası olan oturacağı konutu alırken ince eleyip sık dokuyor, depreme dayanıklı bir ev sahibi olabiliyor. Güvenli bir evde, çoluk çocuk huzurla uyuyabiliyorlar. Sabah, çocuklar okullarına, çalışan büyükler işyerlerine gidiyorlar. Evlerini alırken seçme şansları vardı. Çalıştıkları işyerlerini, eğitim gördükleri okul binalarını seçme şansları var mı? Tabii ki yok! Kaç öğretmen yitirdik Van depreminde? Sayı artmadıysa 63 kişi! Hastaneler kullanılamaz durumda olduğu için hastalar bahçeye taşınıyor yataklarıyla. Okul binaları, resmi binalar ilk yıkılan ya da en ağır hasara uğrayan binalardan. Her depremde böyle oldu, her depremden sonra önlemler alındı, kâğıt üzerinde!
Yapı Denetim Uzmanlığı müessesesi hayata geçirildi. Müteahhitlerin inşaatlarını bu uzmanlar denetliyor yıllardır. Eğitimli, yaptıkları işe hâkim, sorumluklarının bilincinde mühendislerden seçiliyorlar. Peki, sorumluluklarını yerine getiriyorlar/getirebiliyorlar mı? İşte orası kuşkulu. Çünkü, Yapı Denetim Uzmanlarının maaşını müteahhit ödüyor. Hangi denetim uzmanı maaş aldığı müteahhidin inşaatını denetleyip, “patron, olmuyor. Projede 16’lık demir var, sen 8’lik döşüyorsun. Taşımaz, bu yükü kaldırmaz. Bu bina ilk depremde yıkılır” diyebilir? Bunu diyebilen vicdan sahibi mühendisler çıkmaz mı? Çıkar tabii, ancak dediği anda da kapının önünde bulur kendini. Zaten birçoğu altına “Yapı Denetim Uzmanı” unvanıyla imza attığı inşaatı, hiç görmüyor bile. Sistem hırsızlık üzerine kurulmuş bir kere!
DEVLET OLMAK!
Devlet olmanın önemi burada işte. Alınan kararlar, yapılanlar göz boyamadan öteye geçmiyor, halkla dalga geçiliyor sadece. İnsanlardan zaten zar zor ödeyebildikleri vergilerine ekleyip “deprem vergisi” adı altında yıllarca vergi toplanıyor, toplanan para 40 milyar liralara varıyor. Sonra çıkıp “bu parayı başka yerlerde kullandık, sağlığa, eğitime duble yollara harcadık” diyebiliyorlar. Peki, güzel, sağlığa, eğitime harcadıysan, neden depremde hala okullar yıkılıyor, hastaneleri boşaltmak zorunda kalıyorsun, öğrencilerin barındığı yurt binaları yerle bir oluyor? Demek ki o da yalan! Sağlığa harcadıysan hastanelerinin, eğitime harcadıysan okul binalarının, öğrenci yurtlarının depremde ayakta kalması gerekmez miydi?
Bir yakınınız, arkadaşınız, “evime icra gelecek, borçlarım var, çoluğum çocuğum aç” diyerek sizden borç alsa, sonra da bu parayı barda pavyonda yese, sormaz mısınız hesabını? Deprem vergisi ödeyenlerin, Mehmet Şimşek’in itirafından sonra ödedikleri vergilerin faiziyle bildikte kendilerine iade edilmesini istemek en doğal haklarıdır. Esnaftan yıllarca “deprem vergisi” toplayacaksın, üstelik ödeyemeyenlere bir de faiz bindireceksin, hatta bu parayı icraya verip zorla alacaksın, sonra da çıkıp “deprem vergisi diye aldım ama sağlığa, eğitime, duble yollara harcadım” diyeceksin! Demokratik bir ülke olsak, bu skandal Van’da depremin binaları sallayıp yıktığı gibi, Ankara’da koltukları sallar, yıkardı hükümeti!
İzleyin görün şimdi bu tartışmaları. Muhalif basın zaten kalmadı, yandaş basın “sahibinin sesi” olarak savunmaya geçti bile! Ne adı altında olursa olsun, toplanan vergiler başka yerlere harcanabilirmiş! Bu ülkenin en acil, en yaşamsal sorunlarının başında gelir deprem konusu. Deprem vergisi diye topladığın vergilerin “10 Allah kuruşunu” bile, seçim kampanyanın her mitinginde övünerek anlattığın duble yolların yapımında kullanamazsın!