Vatandaşın gözünde; işi olmayan her kişi “işsiz” sayılır değil mi?
Evet ama TÜİK bu şekilde tanımlamıyor. Kuruma göre, “15 yaşın üzerinde olmakla beraber herhangi bir biçimde istihdamda olmayan, son 4 hafta içinde aktif biçimde iş arayan ve gelecek 2 hafta içinde çalışmaya hazır kişi” işsiz sayılıyor. Peki aktif şekilde iş arandığı nasıl kanıtlanıyor?
Kişi işsiz olduğunu 4 haftada bir resmî kurumlara başvuru yaparak kayıt altına aldıramazsa istatistiklerde işsiz sayılmıyor!
Yani sadece iş arama davranışı göstermek yetmiyor, bunu sık sık kayda aldırmak da gerekiyor. Empati yapalım; eğer bir kişi adını kayda geçirerek iş bulacağına inanmıyorsa bu zahmete neden katlansın?
İstatistikler içinde bir sayı olarak yer almak için mi?
Elbette TÜİK bu tanımları yaparken Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) referanslarını baz alıyor. Ancak TÜİK’in esas aldığı resmî işsizlik (dar tanımlı) oranı küresel standartlara uygun hesaplansa da ülkeden ülkeye değişen yaşam şartları bakımından her yerde ve her zaman gerçeği yansıtmıyor. Zira gelişmiş ülkelerde işsiz kalma süresi bizdeki kadar uzun değildir. O ülkelerde 3 ay boyunca 3 defa iş başvurusu yapmak, yormaz ve bıktırmaz. Üstelik o başvuruya kısa zamanda olumlu dönüş olacağına güven tamdır. Bizde ise yıllarca işsiz kalanlar, yani iş bulmaktan umudunu kesenler bu motivasyon kaybıyla iş başvurusunda bulunmuyorlar ve bunun için de işsiz sayılmıyorlar.
Dolayısıyla bizim gerçeğimiz görülmek isteniyorsa; geniş tanımlı işsizlik (atıl iş gücü) oranına bakılmalı ve işsizlikte düşüş olup olmadığı o şekilde izlenmelidir.
TÜİK’in Haziran 2025 iş gücü verileri, dar tanımlı işsizlik (resmi olanı) oranını yüzde 8,6, geniş tanımlı işsizlik oranını ise yüzde 32,9 olarak yansıtıyor.
Aradaki makasın genişliğine bakar mısınız?
İşte 5 sene önce de ele aldığım bu konuyu tekrar güncelleme sebebim budur.
Zira 2020 Eylül ayında resmi işsizlik oranı yüzde 12,7 iken, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 22,7 imiş. 2025 Haziran ayına geldiğimizde ise; resmi işsizlik oranı yüzde 12,7’den yüzde 8,6’ya düşerken, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 22,7’den yüzde 32,9’a yükselmiş. Bu durumun yeterince anlaşılır olduğu söylenebilir mi?
Yani şaşırtıcı olan sadece dar ve geniş tanımlı işsizlik oranı arasındaki farkın 24,3 puana ulaşması değil, birisi düşerken diğerinin aşırı yükselmesidir.
Kaldı ki, ABD’de ve AB’de geniş tanımlı işsizlik oranı dar tanımlı işsizlik oranının ortalama 2 katı iken, bizimki 4 kata yaklaşmıştır. Bitmedi, Türkiye’de geniş tanımlı işsizlik oranı ABD ortalamasının 4 katı, AB ortalamasının 2,6 katı düzeyindedir. Oysa bu kadar büyük farka rağmen bu ülkelerle dar tanımlı işsizlik oranımız arasındaki fark daha azdır ve bu sebeple ilan edilen resmi işsizlik oranı anlaşılabilir değildir. Ortada tek gerçek vardır, o da her üç kişiden birinin işsiz olduğudur. Hem de TÜİK rakamlarıyla…
Ayrıca son yıllarda ekonomik veriler sürekli kötüye giderken, resmi işsizliğin birçok ay düşmüş gözükmesi de bundandır ve yanıltıcıdır. Dar kapsamlı olan bu resmi işsizlik tanımı nedeniyle işi olmayan milyonlarca insan işsiz olarak değerlendirilmemekte, bu da resmî işsizlik oranının yükselmesini önlemektedir.
Sonuç olarak; geniş tanımlı işsizlik hesaplaması 5 unsuru kapsamaktadır.
- Dar tanımlı (resmi) işsizler,
- İş bulma ümidini kaybeden işsizler,
- İş aramayan ama çalışmaya hazır olan işsizler,
- Mevsimlik çalışanlar,
- Zamana bağlı eksik çalışanlar.
Yukarda diğer ülkelerle şartlarımızın farklı olduğundan, bunun için de tıpa tıp aynı hesap yönteminin sağlıklı olmadığından bahsetmiştim.
İşte bunun için BM’nin uzman kuruluşu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarını uygulamak, dar tanımlı işsizlik oranını öne çıkartmayı gerektirmez. Zira TÜİK tarafından resmi işsiz sayısı 3 milyon kişi olarak açıklanırken, yine aynı kuruma göre geniş tanımlı işsiz sayısının 13,4 milyona ulaştığı bilgi notu birincisini anlamsız kılıyor!
Üstelik 11 sene önce bize hiç uymayan bir değişiklik daha devreye girmişti.
TÜİK 2014’e kadar işsiz sayısını hesaplarken, “son 3 ayda” iş arayan vatandaşları baz alırken, bu tarihten itibaren “son 4 hafta içinde” iş arayanları dikkate almaya başlamıştı. Ve elbette yapılan değişikliğin kaynağı olarak da yine Eurostat gösterilmişti.
Tekrar ediyorum; AB ile ne işe alma prosedürlerimiz ne iş bulma sürelerimiz ne de iş gücüne katılma ve işsizlik oranlarımız benzerlik göstermezken, o ülkelere göre düzenlenmiş istatistiki kuralların benzeşmesi bize yol gösterici olamaz. Oysa ekonomik ve siyasi kararlar için temel alınacak verilerin bizim gerçeklerimizle örtüşmesi hayati derecede önemlidir.
Kısaca ülkemizde 13,4 milyon işsiz vardır, oranı da yüzde 32,9’dur (TÜİK söylüyor). Çünkü; âtıl iş gücü oranı (geniş tanımlı işsizlik), sadece dar tanımlı işsizleri değil, part time çalışanları, tam zamanlı iş arayanları (zamana bağlı eksik istihdam) ve iş aramayı bırakmış ama çalışmaya hazır potansiyel iş gücünü de kapsıyor. Bize özel bu durumu daha anlaşılır hale getirmek ve tablonun doğru okunmasına alt yapı oluşturmak, bütün sektörlerin geleceğini ve ekonomiyi yakından ilgilendiriyor. Zira aşırı iyimser verilerin öne çıkarılması, belki motivasyonu artırır ama bununla beraber yanıltıcı özelliği ile riskleri de artırır…





