Hastasının elinde bir ilaç gören doktor, sıkı sıkı uyarır:
“Sakın onu kullanmayın; alışkanlık yapar!”
Hasta oralı değildir, bildiğini okur:
“Doktor Bey, bu ilacı on yıldır kullanıyorum. Alışkanlık yaptığını görmedim!”
Gelişmenin en büyük düşmanı alışmaktır. Alışmak, kayıtsızlığın kapısıdır.
Alışmanın, gözü kapalı olmak kadar uyuşturucu, uyutucu olduğunu çevremizdeki yaşananlardan görüyoruz. İktidar bastırıyor, günden güne Cumhuriyet kazanımlarının köküne kibrit suyu döküyor! Arkasından ne diyor?
“Eski Türkiye yok artık! Alışacaksınız!”
Meydanlara akan yüz binler ne diyor?
“Alışmayacağız!”
Türkiye bu sözü ilk kez Murat Şeref Baba adlı bir teğmenin telgrafıyla duydu. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, o makamdakine yakışmayacak işler yapıyordu. Örneğin, spor gömlek, şortla ve ayağında sandaletle asker denetliyordu. Bunun dışında Özal, Cumhuriyet’in kazanımlarından ödün veriyordu. Genç teğmen Şeref Baba, tüm bunları içine sindiremiyordu.22 Şubat 1990 günü Cumhurbaşkanı Özal’a, her paragrafı “…alışamadım”la biten uzun bir telgraf çeker. Orada birçok konuya alışamadığını dile getirir. Bir yerinde şunları yazar:
“Yolsuzluğa, yobazlığa alışamadım.”
“Devleti dolandıranlardan hesap soran kamu görevlileri sürülürken, dolandırıcıların kahkahalarıyla mahkeme koridorlarını çınlatıyor olmasına alışamadım!”
Ödül verilmesi gerekirken teğmenin başına gelmedik iş kalmadı. Soruşturmalar, hapislikler yaşadı Şeref Baba. Yasada yeri olmasa da “alışamadım” sözü suç sayıldı! Ancak o Şeref Baba, hukuk okudu, avukat oldu, “alışamadım” sözünü ondan sonra bir onur bayrağı gibi taşıyor!
Evimizin önünden geçen cadde üzerinde bir okul, bir de market var. Marketin arkasında bir başka okul bulunuyor. Üç ay kadar önce belediye işçileri geldiler kaldırımdaki kurumuş ağaçları kestiler. Ağaçları çevreleyen betonları kırdılar, öylece bıraktılar. Üç ay içinde üç kez görmüşlüğüm var. Görür görmez oldukça rahatsız oldum. Sağlıklı bir insanın bile dengeyi sağlayıp geçmesi güç. Üç aydır öyle duruyor! Oradan günde iki bine yakın kişi gelip geçiyor. Birisi bile o durumdan rahatsız olup bir yetkiliye durumu duyurmadı! Ben önce oradaki Maya Koleji’nin öncü olmasını beklerdim. Okul sadece dört duvar içindekilerle değil, çevresiyle de ilgilenmeli. Belediye Halkla İlişkilere beş kez, üç kez de Belediye Başkanına ileti gönderdim. Yine ses yok! Bu kez tanıdığım birini aradım, resim gönderdim. İki saat içinde yapıldı.
Alışmamak için önce görmek, duymak, o durumdan rahatsız olmak gerekiyor.