Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Kızılırmak Kıyıları”, ders kitaplarına girmiş ünlü bir şiirdir. On beş yıl subay olarak Anadolu’da dolaşan Dağlarca, yurdumuzu yakından tanır. Sonra da gördüğü Anadolu’yu yazar. Bizde “aydın” diye anılanların birçoğu Yakup Kadri’nin Yaban romanındaki Ahmet Celal kişiliğinin ötesine geçememiştir. Aydın olmak, Anadolu’yu tanımakla başlar. “Kızılırmak Kıyıları” şiiri, şairin 1950’de çıkan Toprak Ana adlı kitabında yer almıştır. Dağlarca, bu şiirle Anadolu’ya gelmeyen aydınları sarsar:
“Kardaş, senin dediklerin yok / Halay çekilen toprak bu toprak değil / Çık hele Anadolu’ya / Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayri / O kadar uzak değil”
Sorsalar, hepimiz Anadolu sevdalısıyız. TV’de bilgi yarışmalarında görüyoruz; illerin yerini bile bilmeyen yarışmacıları görünce şaşırıyoruz! Buğdayın anavatanı bilinen Anadolu toprağı bizi doyuramaz olmuş! Neden acaba?
“Yersin içersin sofrasından, üç yüz senedir / Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil / Bakımsızlıktan göçüp gitmiş bir cihan / Mevsimler soğumuş, sular azalmış”
HES’lerle su yatakları hançerlendi! En sulu alanlar bile kuraklığa terk edildi. Dahası bilimsel, kültürel birikimlerin köklerinin kurutulması oldu. Değiştirilmesi yasak Öğretim Birliği Yasası başta olmak üzere Devrim Yasalarının tümü yok sayıldı! Köyler şu nedenle, bu nedenle boşaltılmış. Eğitim taşımalı olmuş! Köy okulları yeniden açılmalı, aydınlanmanın öncüsü öğretmen köye yeniden dönmeli.
Sanat eserleri için, dönemin özelliğini taşır, derler. Bu şiir, yazıldığı gün kadar güncel; üstelik Anadolu daha iyi durumda değildir:
“Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna / Uyandırmazsan / Uyanacak değil”
Bir bölümünü aldığım şiirden anlaşılacağı gibi Anadolu, yine kendini uyandıracak aydını bekliyor. 1963’ün ağustos ayında on sekiz yaşında bir öğretmen olarak Artvin’den, atandığım Ağrı ilinin Tutak ilçesi Çırpılı köyüne dört günde gitmem aklımdan çıkmıyor. Tutak’a ve Çırpılı köyüne ilk kez Cumhuriyet gazetesini ben götürmüştüm. Tek bir ağacın olmadığı yörede, okul bahçesine dört yüz kavak fidanı dikerek işe başladım. Gençler için gece okulu açtım. İki yıl sonra köyden ayrılırken ekmeğimi pişiren Mehmet Aras’a bir siyah beyaz vesikalık fotoğrafımı bıraktım. Sonra duydum ki, o fotoğrafı büyütmüş, Atatürk fotoğrafı gibi duvara asmış!
Anadolu’nun özeti: Ekmek yok, su yok, eğitim yok!
Yaban romanındaki Ahmet Celal tipi kullanımdan kaldırılmalı artık! “Kızılırmak Kıyıları” kanıyor…





