Yeni bir yatırım planı yapılırken, yeni şubeler açılırken, çoğunlukla mevcut ciro artışına ve kâra bakılarak hesaplar yapılır. Buna göre de geleceğe ait tahminler üzerinden kararlar alınır.
Oysa diyelim ki; tatmin edici kâr oranları bilançoya yansıdı, nakit yönetimi hatalıysa zora girmek kaçınılmazdır. Yani o kadar önemlidir. Ve bunun için benim en fazla ele aldığım konulardandır…
Zira kâğıt üzerinde duran ama nakde dönmemiş olan kâr oranları fazla bir şey ifade etmez. Ticari alacakların fazla olduğu bir dönemde, örneğin en büyük müşteriniz konkordato ilan ederse sizin paranız yaklaşık 2 yıl tutsak kalacaktır. Veya en büyük satış payınızı zamanında ödeme yapmayan güçlü bir perakendeciye ayırmışsanız, şirketinizi kan kaybından (nakit eksikliğinden) kaybedebilirsiniz. Tedarikçilerin bir kısmı faturayı kesip satışı yaptıkları an şapkayı havaya atarlar. Hatta satış yetkilisine primini de gecikmeden öderler.
Oysa tahsilatı yapana kadar müşteriye faizsiz kredi açtıklarını bilmelidirler.
Tahsilat performansını ölçmeden satış performansı dikkate alınmamalıdır.
Bir de müşteriye sağladığınız bu avantajın yanında, aynı avantajı malzeme ve hammadde aldığınız kendi tedarikçinizden sağlayamıyorsanız lastiğin patladığı yer tam da burasıdır. Zira tahsilatı yapana kadar üretim maliyetlerinizi işletme sermayenizden karşılayacaksınız demektir. Bunun da bir sınırı olmalıdır. Uzun yolda aldığınız yakıtın sizi kaç kilometre götüreceğini iyi hesaplayamazsanız yolda kalırsınız. Bu şekilde yolda kalan onlarca şirketi yazmaya kalksam yerimiz kalmazdı. Hem de sadece gıda ve perakende sektörü içinden…
Anadolu’daki küçük ve orta ölçekli işletmelerde ise durum daha da risklidir. Genellikle sipariş alınır, personel patrona “göndereyim mi?” diye sorduğunda “gönder tanıyorum, orada paramız kalmaz” dediğinde zaten riski yüklenmiştir. Evet paranız sağlam ellerde olsa da ne zamana kadar kalacağı da önemlidir. İşte buna ‘tahsilat performansı’ diyoruz.
Seneler önce danışmanlık yaptığım bir üretici, büyük bir perakendecinin rafına girme konusunda çok istekliydi. Kendisine “kaç günde tahsil edeceğini düşünüyorsun” diye sorduğumda “60 gün” cevabını aldım. Kendisine “100 günü dikkate al, yoksa batarsın” dedim. O güne kadar o üreticiyi ayakta tutanlar ‘para buraya, mal buraya’ şartını kabul eden veya haftalık ödeme yapan küçük esnaflardı.
“Sakın onların satışlar içindeki payını %50’nin altına düşürme” dedim ve kendisine raporladım. Neticede “100 tane bakkal ve marketle uğraşacağıma, o kadar malı tek depoya indiririm” diyerek, tercihini bu yönde kullandı ve ölçemediği “satıştan ödeme” sisteminin kurbanı oldu. Bunu doğuran sebep, onun 60 gün, benim 100 gün olarak gördüğümüz tahsilat süresi farkıydı.
Bu sistemde perakendecinin deposuna çektiği malın stok maliyeti sıfırdır. Sadece depoda kapladığı alanın kira payı önemlidir. Vade başlangıcı ise her bir ürün için kasadan geçtiği andır. Yani bahse konu olan 60 gün satıştan sonraki süreyi kapsıyordu. Belki akla aradaki 40 gün uzun gelebilir. Satış zamana yayılacağı ve vade dolduğu zaman da ilk ödeme günü bekleneceğinden, fazlası var eksiği yoktur.
Haliyle böyle satışların payı arttıkça tedarikçinin finansal yapısının bozulması da kaçınılmazdır. Yani malın fiyatından önce fiili tahsilat süresinde anlaşma sağlanmalıdır. Bakın böyle müşterilerde asla paranız kalmaz, sadece ne zaman alacağınız konusunda heyecan yaşarsınız.
Sonuç olarak; şirketler içinde sadece nakit akış tablosu oluşturmak yetmez, tahsilat süreleriyle ilgili varsayımların da az sapmalı olması gerekir.
Nakit akış tablosu belli bir zaman diliminde işletmeye giren ve çıkan nakit trafiğini düzenler. Giren nakit, pozitif nakit akışını; çıkan nakit negatif nakit akışını ifade eder. Adlarından da anlaşılacağı gibi denge asla negatif nakit akışı lehine bozulmamalıdır. Nakit akışı pozitif ise ticari faaliyetler nakit üretiyor demektir.
Önemli bir husus da; birbiriyle karıştırılan gelir tablosu ile nakit akış tablosunun aynı şey olmadığıdır. Gelir tablosunda, gelir ve giderler oluştukları raporlama dönemine göre kaydedilirken, Nakit tablosunda ise nakit işlemleri tahsilatın gerçekleştiği raporlama dönemine göre kaydedilir. Örneğin, bir müşteriye eylül ayında fatura kestiyseniz, gelirin kazanıldığı ay eylül sayılır ve muhasebeleştirilmesi sağlanır. Tahsilatı ise aralık ayında yapılacaksa o tarihte nakit akışına kaydedilir.
Bir işletmenin nakit akışı pozitif olmasına rağmen kâr elde edemeyebilir. Tersine, başka bir işletme de kârlı olmasına rağmen nakit akışı negatif olabilir.
Hedef, her ikisini de pozitif tutmayı gerektirse de; eğer ikisinden birini tercih edeceksek benim oyum her zaman nakit akışından yanadır. Zira en azından daha önce elde edemediğim kârın bir kısmını nakit fazlasıyla telafi etme imkânım olabilir.
Güçlü nakit akışı bir taraftan krizlere karşı direnç sağlarken, diğer taraftan da tedarikçilere ve kredi kuruluşlarına güven verir.





