“GÖZÜNÜ AÇANLAR ÇAĞI” adlı bir ders, okullardaki her sınıfa zaman geçirmeden konulmalı.
Şair kardeşim Hikmet Kavasoğlu anlattı. Ataol Behramoğlu Artvin’e gelmiş, söyleşi yapmış, kitap imzalamış. O zamanlar genç Kavasoğlu söyleşi sonunda Behramoğlu’na yaklaşıyor. Kendini tanıttıktan sonra:
“Artvin’de ilginizi çeken ne oldu?” diye soruyor. Behramoğlu’nun yanıtına bakınız:
“Her kentte kale, kentin tepesine yapılmış fakat Artvin’de kentin ayak ucundadır!”
Gözünü açmanın en güzel örneği. Bilgi ile gözlem birleşince işte böyle çarpıcı, sarsıcı bir sonuç ortaya çıkıyor.
Okullarımızda göz açmaya, bilinçlenmeye yeterli yer ayrılıyor mu acaba? Günün derslerinin buna ne derece katkısı oluyor?
“Gözünü açmak” (bilinçlenmek), öğretilebilir ve geliştirilebilir bir beceridir. Nasıl mı?
“Neden” ve “nasıl” diye soran öğrenci gözünü açmıştır. Sorgulama, alışkanlığa dönüşmeli. Neden sonuç üzerine düşünme, çözümleme yapma. Tüm bunlar belli bir bilgiyi, birikimi gerektiriyor. Bilgi edinme kaynakları öğrencinin yakınında bulunmalı. Kitaplığa nasıl gidilir? Kitaplıktan nasıl yararlanılır konusunda bilgisi olamayan öğrenciye, “Kitaplığa gidin!” demek anlamsızdır. Öğretmen, öğrencinin önüne düşüp kitaplığa götürmeli. Oradan nasıl yararlanılacağını göstermeli.
Öğretmenlik yıllarımda Türkçe, edebiyat yazılı sınavlarında yıl boyunca altı yazılı sınavın ikisinde öğrencilere bir yazı parçası üzerinden öğrencilerin anlamlı üç beş soru sormalarını, oradan soru çıkarmalarını isterdim.
Öğrencilerimin yıl boyunca 25 ile 45 arası kitap okuduklarını, onları tek tek çözümlediklerini, çoğunu sınıf önünde sınıfça değerlendirdiğimizi öğretmen arkadaşlarım bile inanmadı.
Öğrencilerimin yıl boyunca kentte en az beş tiyatro izlemelerini isterdim. İzlenen tiyatro notlarının sınıfa getirmelerini ister, tartışmalara konu yapardım. Ankara’da Deli Dumrul oyunu gibi önce sınıfımı, sonra diğer sınıfların isteği üzerine tüm okulu tiyatroya götürdüğümü saymıyorum.
Öğrencilerimin her alandaki sanatçılarla tanışmasını sağlardım. Onlarla söyleşi yaptırmanın yolunu açardım.
Öğrencilerimin kendi yazdıkları her türdeki yazıları önemser, sınıfça değerlendirir, özendirme yoluna giderdim.
Tüm bu ve benzeri aşamalardan geçen öğrenci ister istemez değişecektir, gözü açılacaktır, bilinçlenecektir. Onların adım atışlarının değiştiğini görmüşümdür. Başarılarını ise sormaya gerek yok. Her öğrencim bu etkinliklerde gönüllü yerini alırdı.
“GÖZÜNÜ AÇANLAR ÇAĞI” dersi, geleceğimizi belirleyecektir.




