Türkiye’de mısır ve patates gibi nişasta kaynaklarından üretilen ve halk arasında mısır şurubu olarak bilinen Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) ürünlerine yönelik yasal kotalar uygulanmaktadır. 4634 Sayılı Şeker Kanunu kapsamında NBŞ üretimi, ülke toplam şeker tüketim kotasının belli bir yüzdesi (2026 yılı için yüzde 2,5) ile sınırlandırılmıştır. Geçmişte bu kota yüzde 10 seviyesindeydi…
- Kotaların uygulama nedenleri başında halk sağlığını korumak amaçlanmaktadır. Zira yüksek oranda serbest fruktoz içeren NBŞ’nin vücutta çok hızlı emilmesi; kontrolsüz kullanım durumunda aşağıda sayacağım kronik sağlık risklerini artırmaktadır.
- İkinci nedeni, şeker pancarı tarımı ve pancara dayalı yerli şeker sanayini çok uluslu veya büyük endüstriyel mısır şurubu üreticilerinin rekabetine karşı korumaktır.
- Üçüncü nedeni, iç pazarda arz- talep dengesini korumak ve kayıt dışı üretimi engellemektir.
İşte bütün bu risklere karşı, Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, 2026-2027 pazarlama yılında NBŞ kotası; ülke toplam A kotasının yüzde 2,5’ine karşılık gelen 72,750 ton olarak belirlenmiştir (AA).
Buna çare olmak üzere; nişasta bazlı şekeri farklı ürün adlarıyla faturalandırarak kota ve satış sınırlamalarını ihlal ettiği öne sürülen 25 şirkete ait adreslerde arama yapıldığı ve 47 şirket yöneticisinin ifadeye çağrıldığı hafta içinde duyuruldu.
Eğer bu eylem gerçekleşmiş ise en ağır ‘evrakta sahtecilik’ olayıyla karşı karşıya olduğumuz çok açıktır. Zira burada kanunu arkadan dolanmak ve haksız mali kazanç sağlamak fiili vardır ama halk sağlığını tehdit etmek en önemlisidir.
Türk Şeker İş Sendikası Başkanı İsa Gök diyor ki; “NBŞ’deki 72.750 ton olarak belirlenen mevcut kota sınırına rağmen iç piyasada yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar ile NBŞ ürünlerinin toplamı 1 milyon tona karşılık geliyor.”
Yani 14 kata yakın!
Ve devam ediyor; “Gıda sektörüne yüksek yoğunluklu tatlandırıcıların girmesi nedeniyle pancar stokları artıyor. Bu yılki 700 bin ton stok NBŞ kotalarının ihlal edildiğinin teyididir. Bu tatlandırıcıları kimin, hangi amaçla kullandığı iyi takip edilmeli. Bir fabrikanın tükettiği enerji bellidir ve bu tüketimden ne kadar üretim yaptığı tespit edilebilir” diyor. Yani sadece satıcının değil alıcının da aynı derecede sorumlu tutulabileceği anlaşılıyor. Zira alıcı faturada yazan ile kendisine teslim edilen ürünün farklı olduğunu bilmemesine imkân yoktur.
Elbette başkan olaya “haksız rekabet” açısından bakıyor. Peki tüketicinin farkında olmadan tükettiği 14 kat NBŞ’nin yarattığı risk ne olacak?
Olayın hukuki boyutuna da bakalım…
Evrakta sahtecilik suçları Türk Ceza Kanunu kapsamında temel olarak resmî belgede sahtecilik (TCK 204) ve özel belgede sahtecilik (TCK 207) olmak üzere iki ana çeşide ayrılır. Resmî belgede sahtecilik; kamu görevlileri tarafından görev gereği düzenlenen veya kanunen resmî belge hükmünde sayılan (pasaport, ehliyet, mahkeme ilamı, tapu gibi) evraklar üzerinde yapılan sahteciliktir. Özel belgede sahtecilik ise kamu görevlisi olmayan kişilerce düzenlenen ve resmî belge niteliği taşımayan (kira sözleşmesi, fatura, dilekçe, iş sözleşmesi gibi) evraklar üzerindeki sahteciliktir. (Av. Baran Doğan)
Faturada bildirilen ürün adının (cinsinin) değiştirilmesi, hukuki niteliği itibariyle hem Türk Ceza Kanunu (TCK) hem de Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamında ayrı ayrı değerlendirilen bir suçtur.
Bitmedi!
NBŞ kotasını aşmak amacıyla faturada ürün adını değiştirerek halka yüksek miktarda NBŞ yedirmek ise yalnız maddi bir sahtecilik değildir. Bu eylem, kamu sağlığını planlı ve kitlesel bir şekilde tehlikeye atmak anlamına da gelir. Zira NBŞ, tıp dünyasında obezite, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, metabolik sendrom ve kalp-damar hastalıklarının en büyük tetikleyicilerinden sayılır.
Sonuç olarak; mısır şurubunun maliyet avantajı ve sıvı formda pazarlanabilme kolaylığı işin görünen yüzüdür. Zira ortada ucuza mal edip, ucuza satarak sürümden kazanmak gibi bir amaç da yoktur. En fazla kullanılan kategorilerden; unlu mamuller, alkolsüz içecekler, şekerlemeler, sakızlar, dondurmalar, helvalar, reçeller ve bazı süt ürünleri fiyat araştırmalarımıza göre döviz bazında bizim ülkemizde daha yüksek fiyatlara satılıyor. Yani NBŞ bazı işletmelere aynı zamanda ek kâr marjı sağlıyor.
Avrupa Birliği’nde NBŞ yasak olmasa da; pazarın pancar şekerine dayalı yapısı, şeffaf ve katı etiketleme mevzuatları ile tüketici bilinci kullanımı sınırlı seviyede tutuyor. Yani bu sınırı piyasa kendisi koyuyor. Ayrıca yüksek fruktozlu mısır şurubu (% 55) yerine, Avrupa’da buğday ve patates nişastasından üretilen (% 9 ila % 35) şekli kullanılıyor. (Prof. Volker Eichener)
Bu durumda; ülkemizde üretiminde sadece pancar şekeri kullanan bir marka, göğsünü gere gere hem etiket önyüzünde hem de reklamlarında bu özelliğini öne çıkartmalıdır. Yoksa haksız rekabetten olumsuz etkilenmemesi mümkün değildir…





