Yıllardır tüketicinin en temel ihtiyaçlarını kapsayan fiyatlandırma yapılarını bir perakendeci gözüyle değerlendiriyorum. İktisatçı gözlüğü ile de enflasyonla ilişkisini (etkileme ve etkilenme açısından) yorumlamaya çalışıyorum.
Bugün de tüketicinin en temel ihtiyaç ürünleri içinde yer alan eğitim hizmeti konumuz oluyor. “Kardeşim parası olan okusun, herkes üniversite eğitimi alamaz ki” görüşü maalesef bulunduğumuz mekân ve zaman diliminde oldukça geçerlidir. Oysa 8-10 sene önceye kadar hem çalışıp hem tahsilini sürdüren ve önemli mevkilere ulaşan binlerce örnek vardır. Hadi alt gelir grubu için burs kazanmak dışında bir seçenek olmadığını kabul edelim. Orta gelir grubu bile bugün tek çocuğuna yüksek eğitim aldıramayacak noktaya gelmiştir.
Fiyatlar sadece en yüksek enflasyon oranını değil insaf sınırlarını da aşmıştır.
Buna “dur” diyecek bir makam yok mudur?
ÖSYM sonuçları 16 Temmuz 2024 tarihinde açıklandı ve milyonlarca genç YKS puanını öğrendi ve de sıra üniversite tercihine geldi. Ancak eldeki geçici kılavuzun, tercihlerin başladığı 25 Temmuz’da (bu yazının kaleme alındığı saatlerde) hâlâ ÖSYM’nin internet sayfasında kesinleşmediği görüldü.
YÖK ise sanki bu aşamaya kadar beklemesi şartmış gibi 10-17 Temmuz 2024 tarihlerinde yaptığı tavsiye niteliğindeki duyurularının (yazının devamında aktaracağım) hiç tesiri olmadı.
Zira tercihlerin başlamasına 3 gün kala, 2024-25 akademi yılı için ücretler belli olmaya başladı. Aileler ise özel üniversite fiyatlarının yüzde 100 ile yüzde 200 arası oranlarda zamlandığını şaşkınlıkla öğrenmeye başladılar. Üstelik bazı 1 milyon TL’yi geçen fiyatlar sadece eğitim ücretini kapsıyor. Yemek, yurt ve ulaşım giderleri duyurulan rakamlara dahil değil…
Sakın yanlış anlaşılmasın, bu fahiş fiyatlar erken ödeme için geçerli. Yani hizmeti vermeye başlamadan tahsilatın yapılması şartıyla…
Birçok medya kuruluşunun da yanlış tanımladığını gördüğüm için düzeltiyorum;
Eğitim sezonu başlamadan yapılan ödemenin adı ‘peşin ödeme’ değil, ‘avans ödemesi’dir. Bu bakımdan önden bir kısmını alıp, hizmet süresince devam eden taksit ödemelerine gecikme bedeli eklemek finansal kurallara aykırıdır. Tam tersine erken ödemeye iskonto yapılması beklenir.
Bütün Avrupa’da yabancı öğrenciden daha fazla ücret alınırken, bizim üniversiteler kendi vatandaşından daha fazla ücret almaktalar. Hem de fark öyle böyle değil; örneğin yabancıya 22 bin euro, yerliye 30 bin euro…
Fark bu kadarla kalsa iyi. Puan ve sıralama avantajı da yabancıdan yana…
Geliyoruz enflasyonla olan ilişkisine…
Haziran 2024 TÜFE ana harcama grupları içinde, yıllık değişimin en yüksek olduğu ana grup yüzde 107,11 ile eğitim olmuş. Elbette fiyatların bu kadar keyfi artırılmasının neticesidir. Zira işin içinde bugün değinemediğimiz özel lise fiyatları da bulunmaktadır. Temmuz 2024 TÜFE açıklandığında son fahiş fiyat artışlarının tesirini de göreceğiz. Ancak şaşırtan başka bir gelişme daha var. Bir taraftan eğitim harcamaları rekor kırarken, diğer taraftan toplam harcamalar içindeki eğitim ana grubunun ağırlığı da yüzde 2,67’den (2018), yüzde 1,80’e (2024) düşmüş. Tesadüfe bakar mısınız?
YÖK’ün vakıf üniversitelerinin eğitim öğretim ücreti ile ilgili duyurusundaki en can alıcı bölümü aktarıyorum. “İlk kayıt esnasında öğrenciye taahhüt edilmiş eğitim öğretim ücreti artış oranları aşılmamalı. Ancak her halükârda yapılacak artışlarda en çok Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki (TÜFE) 12 aylık ortalama oranı esas alınmalı ve bu kapsamdaki güncellemeler resmi internet sitelerinden duyurulmalı.”
Evet bu açıklamayı okuyan kurumlar hemen kendi fiyat tarifelerini açıkladılar!
Herhalde YÖKBaşkanı Özvar’ın bu konuda söyleyecekleri olmalıdır.
Çünkü;
• TÜİK verilerine göre TÜFE on iki aylık ortalaması yüzde 65,07 olarak açıklandığı halde yanından bile geçen olmadığı görüldü.
• Sonra ödemeyi yapacak olan ebeveynler serbest meslek erbabı değillerse, özel sektör çalışanı bile olsalar resmi enflasyon (yüzde 65) kadar ücretlerine artış almaktalar. Peki nasıl olacak da kendi gelirlerini diledikleri kadar artırabilen muhataplarına uyum sağlayabilecekler?
• Bir yabancı ülke ile gelir düzeyine bakmadan döviz bazında fiyat kıyaslaması yapılmaz ama biz onu da yaptık ve o şekilde de pahalı olduğumuzu gördük. İngiltere ile kıyasladığımızda döviz bazında bizdeki fiyatların 2,5 kat fazla çıktığı ortadadır. (Odatv)
Birkaç örnek;
Oxford University 9.250 GBP (yaklaşık 396 bin TL),
University of Cambridge 9.250 GBP (yaklaşık 396 bin TL),
University Collage London 9.250 GBP (yaklaşık 396 bin TL).
Bitmedi. Fiyat kıyaslaması yaparken kalite seviyesi dışarda tutulamaz. Vakıf üniversitelerinde, görevi araştırma yapmak ve bilim üretmek olan akademisyenlerin, mesailerinin büyük kısmını dershanede geçirdiklerini biliyoruz. Bu bakımdan fiyat ve eğitim kalitesi birlikte teraziye konmalıdır.
Sonuç olarak; bizim ülkemizde yetkili makamlar tarafından alınan tavsiye niteliğindeki kararlar sık sık gördüğümüz üzere etkisiz kalıyor. Herhangi bir yaptırımı ve zorlayıcı tarafı olmayan kararlardan kaçınılması gerektiği ortadadır.
Eğitim ticaretinin öyle bir avantajı var ki; öğrenciyi birinci sınıfa kaydettikten sonra 4-5 sene boyunca ona istediğiniz fiyatı uygulayabilirsiniz. Elbette bir kısmının pes ederek ayrılması da söz konusudur. Fire olarak yazar geçersiniz. Yatırımcısı için ticaridir ama asla insani değildir. Bu bakımdan tüketicinin esas korunması gereken kulvar burasıdır.
Kaldı ki Anayasa’nın 42. Maddesinde, “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir” hükmüne yer verilmiştir. Oysa vakıf üniversitelerinin enflasyon oranı üzerindeki fahiş zamları, tüketici sıfatına da haiz olan öğrenciler açısından öngörülemez şekilde eğitim hakkını kısıtlamaktadır. Dolayısıyla anayasaya aykırı bir durum olduğu da tartışılmazdır.