İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, makam odasına 2. Abdülhamit’in resmini asmış. Ancak iş orada bitmiyor. Okuduklarımız, bildiklerimiz ne olacak?
Dönemin ünlü yazarı Ahmet Rasim’in (1864/1932) yazdığı, yakın yıllara değin ortaokul Türkçe kitaplarında okuduğumuz bir yazı, son günlerde Bakan odasında o padişahın resmini görünce aklımdan çıkmıyor! Çünkü o yazı padişahımızı birinci elden en güzel biçimde tanıtıyor. Ülkemizi işgal altından kurtaran, “yedi düveli” yenen, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, çağdaş olmamızın yolunu açan Atatürk’ün o odada resmini göremedim! Öyle bir yerde Atatürk’ün resminin bulunması devlet dairesi olmasının bir gereğidir.
Bir devlet dairesinde Atatürk’ün resmini göremezken 2. Abdülhamit’i görmek ne demektir?
Ahmet Rasim’in o yazısı ve sonrasındaki olaylar özetle şöyle:
Ahmet Rasim ileri gelen bir yazardır. Bir gece yaka paça içeri atılır! Sorgusunu yapan polis şefi pek kızgındır; bağırır, çağırır:
“Hayınlar! Sizin kafanızı havanda ezmeli!”
Şefin önünde Ahmet Rasim’in yazdığı gazete duruyor. Şef, bir noktaya parmağını basıp bağırıyor:
“Bu ne demektir? Bu ne demektir?”
Yazar konuşmak istiyor, söz verilmiyor. Ahmet Rasim:
“Efendim!” diyor, şef ağzını kapatıyor.
“Daha konuşuyor! Daha konuşuyor!”
O gün yazdığı “Bahar Gelmeyecek mi?” yazısı bu. Bu başlık İsmail Safa Beyin (Peyami Safa’nın babası) bir şiirinden alınmıştır. Gerçek anlamında kullanılmış! Saray ve adamları ise mecaz anlamda sanıyor. Bu padişah başımızdan gitmeyecek mi? Özgür günler gelmeyecek mi?
Yazara, derdini anlatacak ancak söz verilmiyor! Üstelik şef, yazarı tanımıyor! Ahmet Rasim mührünü çıkarıyor, şefe doğru tutuyor! O an şef, iğne batırılmış balon gibi sönüyor! Özür dilercesine:
“Yahu ben kimi istedim, kimi getirmişler!”
Şef cebinden bir beş lira çıkarıyor, yazara uzatırken:
“Bunu alın, kimseye söylemeyin!” demek zorunda kalıyor.
Yazının burasında sınıfa sorardım:
“Yazar, kimseye söylememiş, değil mi?”
“Yazmakla dünyaya söylemiş öğretmenim!”
2. Abdülhamit işte bu. Döneminde, kuşkusundan onlarca sözcüğü söylemek, yazmak yasaklamıştı. Burun sözcüğü yasaktı; çünkü burnu uzundu! Yıldız sözcüğü de yasaktı! Yıldız Sarayı’nda oturuyordu. 33 yıl boyunca bu havada yaşadı, bunu yaşattı. Büyük devlet adamı Mithat Paşa’ya ne oldu? Taif’e sürgün edildi, kafası geldi! Daha kimler kimler? İsmail Safa da nasibini almış, Sivas’a sürgün edilir, orada soğuktan, bakımsızlıktan verem olur, 34 yaşında ölür!
Sayın Bakanın Ahmet Rasim’in o yazısını okumadığını anlıyoruz. Bakanın 2. Abdülhamit sevgisine karışamayız ancak bir devlet makamında Atatürk resminin en uygun yere asılmasını yasa zorunlu kılıyor.





