Eğitimcinin biri öğrencilerini sıkı sıkı uyarır:
“Yeşil ışık yansa bile sağa, sola bakmadan sakın karşıya geçmeye kalkmayın.”
Sonra bir acı anısını anlatır. Yolu geçerken bir otomobilin çarptığını söyler. Arkasından çocukların soruları gelir:
“Otomobil ne markaydı?”
“Klimalı mıydı?”
“Üstü açılıyor muydu?”
Yirmi şu kadar yıl önce yönetime gelenler, “Kindar ve dindar nesil yetiştireceğiz!” sözüyle işe başladılar. Şimdi meydanları dolduran, kendi zamanlarında doğan bu gençler hiç de istedikleri gibi yetişmedi!
Eğitim, kuralları olan ince bir iştir, o alanda emirle adım atılmaz. Çağın gereklerini, çocuğun isteklerini, önceki öğrendiklerini bir anda kazıyıp silemezsiniz.
Bir akşam haberlerinde uykularımızı kaçıran şu sözü duymuştuk:
“Osmanlıcayı ya öğreneceksiniz, ya öğreneceksiniz!”
O sözden sonra nerdeyse yirmi yıl geçti. Ne oldu o emir! Yerine geldi mi?
Jean j. Rousseau (1712/1778), yazdığı Emile adlı kitabında eğitim görüşlerini açıklar. Oradaki gence on sekiz yaşını bitirinceye değin hiçbir dinsel telkinde bulunmaz. Bir de bizde yapılanlara bakınız!
Her alandaki başarı, iyi bir eğitimle başlar. Eğitim de ancak alanında yetişmiş öğretmen eliyle yapılır. Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulları öğretmeni iyi yetiştirdiklerinden, o öğretmenler başarılı oldular. Atatürk’ün daha Kurtuluş Savaşı yıllarında bile öğretmenlere zaman ayırıp Öğretmen Kurultayı toplaması anlamlıdır. Atatürk’ün sonraki yıllarda da öğretmeni hep el üstünde tutması önemlidir.





