Duygudaşlık (empati) sözcüğünün anlamı şöyle:
-Bir insanın kendisini karşısındakinin yerine koyarak, olaylara onun bakış açısıyla bakmaya çalışmasıdır.
-Karşısındakinin duygu ve düşüncesini doğru olarak anlamak ve hissetmektir.
-Karşısındaki kişiyi anladığını kişiye ifade etmektir.
Toplumun büyük çoğunluğu duygudaşlık eksikliğinden yakınıyor. Duygudaşlık olmayınca, nerdeyse günün her saatinde bu ona bağırıyor, o buna bağırıyor! Birbirini dinleme, anlama diye bir kavram kalmıyor. İnsanların çoğu arasında konuşma yok, bağırma var!
Yaşamsal önemde olan insan ilişkileri normal düzeyde gerçekleşmesi için örgün ve yaygın eğitim kurumlarına duygudaşlık (empati) dersi öneriyorum. Her türlü iletişim araçlarıyla günde bir saat uygulamalı izlenceler yapılmalı. Birbirine bağırarak konuşanlara caydırıcı yaptırımlar düşünülmeli.
Duygudaşlık dersiyle dünyamızın değişeceğini adım gibi biliyorum.
Ahmet Haşim’in (1887/1933) düşünce derinliği taşıyan, en çok anılan bir sözü vardır. Sıkıntıyı anlamayanlarla tanışıklığımız yok, anlamıyla özetlenen o sözün aslı şu: “Melalı anlamayan nesle aşina değiliz!” Söylendiği dönemi düşünürsek, inceliğe bakar mısınız? Duygudaşlığın (empatinin) en güzel örneği burada görüyoruz.
Duygudaşlık dersi, Voltaire’nin (1694/1778) şu özdeyişiyle başlamalı ve bu özdeyişle sona ermeli:
“Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm.”
Adam gibi konuşma kavramı, duygudaşlık dersiyle yaşam bulacaktır. İnsanlar mutlu olacaktır.





