Bu sefer Hollanda’dayız. Son yıllarda euro ve dolar bazında her ülkeden pahalı çıkmaya başlayınca; Avrupa’nın İsviçre’den sonra en pahalı ülkesi olan Hollanda’ya karşı durumumuza tekrar bakmak aklıma geldi.
Zira beş sene önce de bu ülke ile fiyat kıyaslaması yapmıştım. Ancak o köprünün altından çok sular geçti. O zaman euro ve TL’yi birim olarak dikkate alıp kıyaslıyorduk. Zira gelire göre harcamayı karşılaştırmak yeterli oluyordu. Şimdi ise artık euro bazında bile bizdeki fiş tutarı yüzde 15 fazla çıkıyor.
2020 yılındaki 50 ürünlük listede euro bazında bizim pahalı çıktığımız 8 ürün vardı ama listenin sonunda bu günkü acıklı durum yoktu.
Birim olarak, yine satınalma gücümüze göre Hollanda’dan çok gerilerdeydik ama bu günkü gibi gelirimizin euro bazında onlardan çok düşük, alışveriş tutarımızın da yine euro bazında onlardan fazla olmasının anlaşılabilir bir tarafını aramaktayız.
Belki de beş sene önce bizde enflasyonun yüzde 11,84, o tarafta yüzde 2,8 seviyelerinde olması bizlere kötünün iyisini yaşatmış olabilir. Şimdi ise onların yıllık enflasyonu hâlâ yüzde 3,1 (tüketicisi bundan da şikayetçi) iken, bizim resmi enflasyonumuz bile yüzde 33,52 seviyesindedir. İşte bu 10 katı aşan enflasyon yan tesirleri ile birlikte (fırsatçı enflasyonu ilavesiyle) üzerimize iyice çökmüştür. Bitmedi, beş yıl önce 7,71 lira olan euro kuru da, bu gün 47,33 lira gibi yüksek bir farkla piyasalara yön verir hale gelmiştir.
Şimdi yeni araştırmanın ayrıntılarına geçelim…
- Türkiye fiyatları 28 Temmuz 2025 tarihinde ülkemizin en büyük iki zincirinden alınmıştır. Hollanda fiyatları ise YouTube “bahti wolf” hesabında bulunan Lidl alışverişi esnasında ve Temmuz ayı başında yayımlanmıştır. Kendilerine teşekkür ederim.
- İlişikteki 18 ürünlük fiyat listesinde euro bazında 12 üründe biz pahalıyız. Ancak daha kötüsü, bazı ürünlerin euro bazında bile fahiş fiyata sahip olmalarıdır. Et fiyatının 5 sene önce euro bazında Hollanda ile aynı olmasını tuhaf bulmuştum. Bugün ise kırmızı etin Hollanda’dan yüzde 64 daha pahalı olduğunu görüyoruz. Demek ki beterin de beteri varmış…
Ayçiçek yağı üreticisi olmamıza rağmen (bir kısmı ithal olsa da) euro bazında tüketici fiyatının 2 kat olmasının izah edilir tarafı yoktur. Muz konusu kronik vakadır. Euro bazında yüzde 69 pahalılığın sebebi fireler yüzünden fazla kâr konmasıdır. Yükselen fiyatlarla da satışın düşerek firelerin artmasıdır. Yani “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan” misali…
Bizdeki “organik üretim” yüksek fiyatla eş anlamlı kullanılıyor. Avrupa’da öyle değildir. Konvansiyonel ürünle aradaki fark kabul edilebilir seviyededir.
Dolayısıyla bizdeki organik havuç fiyatı da euro bazında 2 kattan daha fazladır. Tam buğday ekmeği euro bazında bizde yüzde 35 daha pahalıdır. Hem de eksik gramajına rağmen…
- Hollanda’da alışveriş tutarı 46,08 euro olup, karşılığı 2.181 TL’dir. Türkiye alışveriş tutarı ise 2.500 TL çıkmıştır. Yani Hollandalının Amsterdam’da 46 euro ödediği alışverişe biz İstanbul’da 53 euro ödüyoruz.
- Hollanda’da asgari ücret 2.506 euro iken bizdeki asgari ücret 467 eurodur (22.104 TL). Yani bizim asgari ücretlinin 5,4 katı gelire sahip Hollandalı alışverişini bizden ucuza getirebiliyor. İşte daha büyük tuhaflık buradadır.
- Hollandalı asgari ücretli, maaşının yüzde 1,8’i ile bu alışverişi yapabilirken, ülkemizdeki asgari ücretli aynı alışverişi gelirinin yüzde 12’si ile yapabilmektedir. Başka bir ifade ile Hollandalı bir aylık maaşı ile bu alışverişi 54 defa tekrarlayabilirken, Türk tüketici aynı alışverişi 9 defa yapabilmektedir.
- Eğer Hollanda ile aramızda ücret ve fiyat düzeyi benzerlik gösterseydi bizdeki alışverişin tutarı 2.500 TL yerine 398 TL olmalıydı. Veya 2.500 liralık alışverişi yapan vatandaşımızın asgari ücreti 134.940 TL olmalıydı. Muhtemelen böyle bir rakam şaşırtıcı bulunabilir ama işin satınalma gücü bakımından matematiği de budur. Veya en azından aradaki kapanamayacak büyük farkın bir ifadesidir.
- Yoksa bütün fark Hollanda’nın 63.750 dolarlık kişibaşı geliri yanında bizimkinin 15.463 dolar olması ile sınırlı değildir.
Sonuç olarak; ülkemizde bunlardan hiç etkilenmeyen yüzde 20’lik bir üst gelir grubunun yanında, reel geliri ve satınalma gücü süratle düşen yüzde 80’lik büyük bir grup daha vardır ki, işte gelir dağılımını bozan da budur.
Ama bundan sonrası için yetkililer “dezenflasyon” konusunda çok ümitliler.
Doğrudur. Ancak enflasyonun düşmesi demek, fiyatların düşmesi demek değildir. Sadece devam edecek olan fiyat artışları hızında azalma demektir.
Şimdi daha da fazlasını hayal edelim. Enflasyon sıfır olsa bile fiyatlar genel seviyesi çıktığı yerde duruyor demektir. Yani tüketici şimdiye kadar ulaşamadığı ürünlere yine ulaşamayacaktır ve hayat pahalılığı devam edecektir.
Enflasyon sıfır olduğunda tüketici geliri de artmayacağından, alt ve orta gelir grubu için en azından değişen bir şey olmayacaktır. İşte bu nedenle halk yaşadığını biliyor ve enflasyonun düşeceğine inanmıyor. Yani bir kere fakirleştikten sonra oradan geriye dönüş zordur. En iyi ihtimalle daha da fazla fakirleşmeyi engelleyen araçların kullanılması belki tercih nedeni olabilir.
Yukardaki ve son aylardaki aleyhimize gelişen fiyat farklarının sebebini sadece yüksek enflasyona bağlayıp geçemeyiz.
İşte yaşadığım son örnek:
Ülkenin en büyük market zincirlerinden birinde, 250 gr tuzlu kurabiye 10 gün içinde 3 değişik fiyattan satıldı. Sırasıyla 144,95 TL, 177,95 TL ve 218,95 TL olarak…
Bu kısa sürede bütün üretim maliyetlerinin yüzde 51 artması ihtimal dahilinde olmadığından, insaf ölçülerini aşan bir gerekçe yaratılamayacağı da çok açıktır. Ayrıca perakendecinin satınalma departmanı da noter olmadığına göre marka sahibinin beş gün arayla her getirdiği yeni fiyatı kabul etmek zorunda değildir. İşte ülkemizde fiyatlandırmanın ayarı bu şekilde bozuldu ve iş bu noktalara böyle geldi.












