En az 6 yıldır dünyanın en yüksek muz fiyatlarının ülkemizde olduğunu örneklerle açıklıyorum. İthal muz üzerindeki yüksek verginin (şimdi değil) bir neden olduğunu söylemekle birlikte yerli muzun ithal muza yakın fiyatla satılmasını yanlış bulduğumu da ifade ediyordum. Bu günkü durum ortada…
Önce nereden nereye geldiğimizi görmek için son 15 yıllık gelişmeye bakalım…
2010-2015 yılları arasında 210-250 bin ton olan muz üretimi, 2016’dan itibaren hızla yükselmeye başladı. İthal muz gerçeği yanında bu tehlikeli bir gelişmeydi. Nitekim 2019 yılında 548 bin ton olan yıllık üretim, 2022 yılında 997 bin tona kadar yükselmişti. Peki son 10 yılda 4’e, son 3 yılda 2’ye katlanan üretim miktarıyla ve sadece yurt içi satışla fiyatın gerilemesi çok doğal bir sonuç değil mi?
Evet ama bunu önceden görmek gerekiyordu. Bugün 20-25 lira olan üretici fiyatından şikâyet için çok geçtir. Elbette bu fiyat 2019’daki fiyata göre çok düşüktür. Fiyat her yıl yüzde 25 artsa o günkü 4,5 TL, 7 yıl sonra 21,5 TL olur ki, bu artışın enflasyon altında kaldığı ortadadır. Ancak esas sorun o günkü fiyatın aşırı yüksekliğiydi. Örneğin 2019’da Ekvador üretici fiyatı 31 cent iken, bizimki 78 cent seviyesindeydi. Zengin ülke vatandaşlarının marketten 1-1,5 dolara aldığı ithal muz yerine bizim tüketicimiz yerli ürünü 3 dolara tüketmekteydi. Bugün de perakende fiyatlarımız 2,5 dolardır ve hâlâ yüksektir.
Dolayısıyla üretici için o parlak günler geçiciydi…
O gün için; “sektör dışından kârlı yatırım olduğunu gören birçok kişinin arazi sahibi olma girişimlerini çok sık duyuyordum. Muz üretimi elma üretimine benzemezdi. Zira elmayı daldan indirdiğiniz anda satmak zorunda değilsiniz, soğuk hava deposuna koyarak 9-10 ay boyunca piyasaya sürebilirsiniz. Muz ise nazik üründür ve zamana karşı yarışmak zorundasınız. O yıllarda, “kârlı görünen bu kulvara fazla yığılmanın istenmeyen sonuçlar üreteceğini 5-6 yıl içinde göreceğiz” demiştim…
Keşke haklı çıkmasaymışım!
Üstelik ben bunu söylerken ihracat hazırlıkları da vardı. Sonra ne oldu?
Suriye, KKTC ve Gürcistan’a yapılan sembolik ihracat rakamı ilaç olamadı.
Eh ihracat yoksa, ithalat aynı hızda sürüyorsa, rekolte de katlana katlana artıyorsa bu günkü manzaraya şaşırmanın alemi var mı?!
Plan yapmadan, uygun kredilerle ve teşviklerle dağ taş muz seralarıyla dolduruldu. Öyle ki, yetiştiricilik bilgisi olmayan kişiler farklı sektörlerden ve ülkelerden (Belçika, Almanya gibi) buraya kanalize oldular. Bu da problemi büyüttü.
Dolayısıyla arz fazlası, sera yatırımlarını kârsız hale getirdi. Bölge siyasetçileri de konuya fazla ilgi göstermeyince, sorun polemik konusu olmaktan ileri gidemedi. Örneğin bir Antalya milletvekilinin mecliste konuyu nasıl ele aldığına bakalım. Sayın vekil yukarda anlattığım olumsuz gelişmelerin yanından bile geçmeden, “ithal muzda verginin tekrar yüzde 145,8’e çıkmasını” ve “marketlerde yerli muza yüzde 50 kota konmasını” öneriyor. Yani tekrar başa dönülmesini, ithal üründe fahiş fiyatlara ulaşılmasını, bu sayede yerli muzun da aynı köprüden geçmesini istiyor.
Oysa günü kurtaracak söylemler yerine büyük resme odaklanmak gerekiyordu.
Evet üreticiden 25 liraya alınan muz markette 100-120 liraya satılıyor. Ancak bu muza özel bir durum değil ki…
Bütün tarım ürünlerinde bu olumsuzluk geçerlidir. İşte bunun için önceki yazımda üretici ile tüketicinin birlikte nasıl kaybettiklerini, nedenleri ile açıklamıştım. Muz için daha fazlası geçerli olduğundan bu yazı gündeme geldi.
Perakendeci açısından ithal muz daha dayanıklı ve firesi az olduğu için tercih sebebidir. Bu birinci gerçektir. İkincisi brüt kâr marjları büyük perakendecilerde yüksektir. Üçüncüsü bazı perakende zincirlerin tedarik kanalını kısaltmak yerine devreye kendi aracı işletmelerini de dahil etmeleri fiyatları şişirmektedir.
Sonuç olarak; elbette koruma olmazsa muz üretimi ithal muz ile rekabet edemez. Ancak bu öncelik verilecek tedbir değildir. Zira yukarda yüzde 145,8 verginin olduğu günlerde yaşananları açıkladım. Üretim miktarında patlama yaşandı. Peki iyi mi oldu?
Üstelik bu durum sadece yatırımcıyı olumsuz etkilemekle kalmadı, çevre açısından da risk yarattı. Zira muz üretiminde su tüketimi çok yüksektir. Muhtemel sonuç ekili alanların çoraklaşmasıdır. Yani arz fazlası yaratmak uğruna en değerli varlığın bu şekilde heba edilmesine de kayıtsız kalındı. Dolayısıyla doğal dengenin korunması için de bu kulvarda frene basma zamanı gelmiş, hatta çoktan geçmiştir.
Üretimde ve satışta, planlama yapılması ve bozulan fiyatlama davranışlarının da düzeltilmesi öncelikli hedefler olmalıdır.
Dünya sadece markette değil evdeki fireyi azaltmak için de kafa yoruyor. İşte Güney Kore uygulaması…
Bir pakete 6 adet olgunluk derecesi farklı muz koyuyorlar. Müşteri de en sarı renkten yeşile doğru değişen ürünü sıralı şekilde tüketeceğini biliyor. İşte bu da firelerin azalmasına ve fiyatların makul seviyelerde kalmasına zemin hazırlıyor. Teşhiste isabet olmazsa tedavi sonuç vermez…
Sorun buradadır ve bunun için de mutlaka küresel benchmarking alışkanlığı edinmek gerekiyor.





