Bir kişiyi tanımak isterseniz, gençlerle ilgili söz ve eylemlerine bakınız. Çünkü gençler bir toplumun geleceğidir. Onların morallerini bozma, onları küçümseme hakkımız yoktur. Gençlerin önü açılmalı.
Aşağıda, tıp fakültesi öğrencilerine eğitimleri sırasında öğretim üyelerinden duydukları sarsıcı sözler sorulmuş. İşte o sözlerden bazıları:
“Bahçeye eşek bağlasam, altı yılda doktor olur!”
“Ben seni başıma bela ol diye yetiştirmiyorum!”
“İyi ki varsın! Her şeyin yanlışını söylüyorsun. Arkadaşların da doğruyu daha iyi anlıyor!”
Bizde çocuk ve gençleri ilk önemseyen, onlara kitaplar dolusu şiir yazan eğitimci, şair Tevfik Fikret (1867/1915) olmuştur. Tevfik Fikret’in bu ileri görüşü, yeniliği Atatürk’ü derinden etkilemiştir. Fikret, gençleri vatanın umudu “ümit-i vatan” olarak görür. Çocuklar için yazdığı şiirlerini Şermin adlı kitapta toplar. Arkasından, oğlu Haluk’un adıyla gençler için kalıcı şiirler kaleme alır. Tevfik Fikret’in Atatürk’e etkisinin yankıları ise dünyaya örnek olmuştur. Hiçbir devlet kurucu, kurduğu devletin korunmasını gençlerden istememiştir; Mustafa Kemal dışında:
“Ey Türk Gençliği,
Birinci görevin Türk bağımsızlığını, Türk cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.”
Atatürk, öğretmenlerden yetiştirecekleri gençleri şöyle tanımlar: “Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister!”
Son yıllarda bazıları, gençleri ‘’kindar ve dindar’’ yetiştirmek için zaman harcadılar! Sonuçlarını hep birlikte gördük. Durum içler acısı. Atatürk, her alanda bilimsellikten ayrılmaz. Anadolu bilgesi Hacıbektaş Veli yüzyıllar öncesinde: “Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” demesi anlamlıdır.
Dünya eğitimine armağan ettiğimiz Köy Enstütüleri’nde gençlere saygı, sevgi temelinde eğitim verilirdi. Orada kaba söz, dayak kesinlikle yasaktı; bunları kullanan ceza alırdı. Köy Enstütüleri’nde demokrasi eğitimi yapılırdı. Bireyin (öğrencinin) kendini savunması önemsenirdi. Oradaki ünlü cumartesi toplantıları unutulmuyor. Haksızlığa uğrayan bir öğrenci, tüm öğrencilerin, öğretmenlerin önünde kendini savunma hakkı vardı. Karşı taraf kimse öğretmen, yönetici de çıkar soruları yanıtlardı. Güçlü öğrenci örgütü, bilinç taşırdı. O toplantılarda, örgüt temsilcisi sorunları dile getirirdi. Böylece öğrencilerin varlıkları, kişilikleri öne çıkıyordu.
Lisenin sokağından geçerken giriş zili çalmış, öğrenciler bahçede sıra oluyordu. Genç müdür yardımcısı merdivenin başından bazı öğrencileri seslice uyarıyor, mahalle dinliyordu:
“Hayvan oğlum! Eşek oğlum!”
Olmadı öğretmenim! Birisi size aynı sözleri söylese tepkiniz ne olurdu? Öğrencilerin yerinde olsaydım: “Bence bir sakıncası yok!” derdim. “Sizce de sakınca yoksa ’eşek oğlunuz’ olabilirim.”





