Son kullanım tarihi (SKT) uygulaması, tüketici sağlığı için ne kadar büyük öneme sahipse, bu konudaki boşvermişlik daha da fazla ilgiyi hak ediyor.
Bu yazıda gördüklerimize ve ortaya dökülmüş olan bilgilere dayanarak; yaşam süresini doldurmuş ürünlerin imhası yerine bir şekilde ön veya arka kapıdan nasıl paraya çevrildiğini inceleyeceğiz. Her şey o kadar gözler önünde cesaretle sergileniyor ki; bırakınız iş disiplinini, bu gözükaralar korkuyu da bir kenara bırakmış bulunuyorlar.
Çünkü;
• Ön kapıdan tüketiciye yapılan satışta; eğer üründe küf veya görüntüyü bozacak başka bir olumsuzluk görünmüyorsa, SKT dolsa bile çare bulunuyor. Birinci uygulama tarih etiketini değiştirmek veya eski etiket üzerine yenisini monte etmek şeklinde gelişiyor. Ürün kategorisine ve ambalajın cinsine göre bu işlem ya üretim yerinde ya da mağaza dahilinde yapılabiliyor.
• Son yıllarda cesareti artanlar ve yaratıcılıkta sınır tanımayanlar market içinde SKT’si geçmiş ürüne bile özel teşhir yapabiliyorlar. Örneğin yaşlı, dalgın veya hızlı alışveriş alışkanlığı olan müşteriler için tarih arkada kalacak şekilde günlük sütlerin itina ile dizilmesine şahit oluyoruz. Hem de defalarca belirttiğim Bağdat Caddesi üzerindeki bir şubede gerçekleşiyor bunlar. Merkezi bir yerde bu kadar rahat yapılabiliyorsa, Anadolu’nun gözlerden uzak bir köşesinde neler yapılabileceğini de aylardır yazıyorum. Nitekim o haber aynı ulusal market zincirinin Çorum şubesinden geldi. Son tüketim tarihi geçmiş tam 33 çeşit ürün tespit edilmiş ve yetkili makamlarca yasal işlem başlatılmış. Bir kere daha hatırlatıyorum; dalgın müşterinin sağlığı risk altındadır. Para cezası yetmez, uzun süreli kapatma işlemi ve ihmali olanlar için adli süreç başlatılması gerekir. Yoksa bunun önü alınamaz.
• Peki marketi yönetenler bu yola neden başvurmaktalar?
Ciro hedefini tutturmak üzere ürün fazla fazla alınmakta, muhtemel satış düşüşünde ise tarihi geçmektedir. “O zaman iade etsinler” denebilir. Her ürünün iade performansı tedarikçi tarafından takip ediliyor ve iadesi yüksek perakendecinin imkanları kısılıyor. Doğal olarak o da mağaza yöneticilerine yansıyor ve kayba uğramak istemeyen yönetici de ürünü bir şekilde elden çıkartmaya çalışıyor. Hatta SKT’si geçen ürüne indirim uygulayanlar var. Sakın Avrupa’da görülen SKT’si yaklaşan ürünler için ayrı bir köşede yapılan indirim uygulaması ile karıştırılmasın. Bizdeki uygulamalar imhalık ürünleri kapsıyor.
• “Peki mağazaların bir merkezi denetim birimi yok mu?
Elbette var ama etkisinin her geçen gün azaldığı izleniyor. “Neden?”
Büyük perakendecilerde pandemi ile birlikte evden çalışma sistemi başladı. Yöneticilerde bu rehavet alışkanlık yaptı ve mağazaların kontrolü gevşedi. Pandemi gündemden düşmesine rağmen olumsuz sonuçları ise baki kaldı. En büyük aksama da SKT konusunda gerçekleşti. Şimdi tanınmış ulusal perakendeciye bile güveni kalmayan tüketicinin, hiç değilse SKT’si geçmiş pilici ve yumurtayı indirimli de olsa almayarak bu aymazlığı yetkili mercilere şikâyeti şarttır. Yoksa bir müddet sonra toplu zehirlenmeleri izleriz.
Ülkemizin değişik bölgelerinde ve ayrı ayrı Belediyeler tarafından sırf bu sebeple sürekli şubeleri mühürlenen bir başka perakendeci, bundan ders çıkartmak ve önlem almak yerine bu haberleri yapan siteleri dava edebiliyor. Geldiğimiz noktayı görmek açısından ibret vericidir.
• Oysa son tüketim tarihine 1 gün kalan ürün bile satış alanında tutulamaz. Zira alındığı gün tüketilme mecburiyeti olan bir ürün olamaz. Örneğin böyle bir litrelik günlük sütü aldınız. SKT dolabınızda dolacak demektir.
• Gelelim arka kapıdan yapılan SKT’si dolmuş ürünlerin satışına…
Ülkemizde son tüketim tarihi geçmiş, hatta küflenmiş peynirlerin de alıcısı vardır. Bunlar tekrar eriterek bu ayıplı mallara hayat veren sözde üreticilerdir.
Yıllar önce görev yaptığım süre içinde benden iade peynirler için fiyat isteyenler vardı. Yıllar geçip bu günlere geldiğimizde, kişiler değişse de talep devam ediyor. Son canlı örnek Gıda Dedektifi hesabından izlenebilir. Sakarya ilinin Pamukova ilçesindeki üretim yerinde, piyasa değeri 1.5 milyon lira olan 5 ton sahte kaşar peynir ele geçirilmiş bulunuyor. Bu gıda teröristine kesilen idari para cezası 210 bin liradır. Bu kadarla kurtulduğu için çok mutlu olmalıdır. Zira ilk partide yakalanmadığına göre en azından benzer 5 parti ürünü 200 liradan piyasaya sürdüyse yaptığı ciro 5 milyon liradır. Son partisi yakalanıp imha edildiği için kilosunu en fazla 50 liradan (50 lira x 5 ton) 250 bin liraya mal edip, ödediği ceza olan 210 bin lira ile birlikte bütün gideri 460 bin liradır. Görüldüğü gibi 5 milyon lira hasılatın en fazla yüzde 25’i maliyettir. Yani (5.000.000 -1.250.000 = 3.750.000) geriye kalan kısmından imha maliyetini ve cezayı (460 bin lira) düştükten sonra hâlâ 3 milyon 290 bin lira kârdadır. Dürüst üreticide böyle bir kâr yoktur. Halkı zehirleyenin ödediği ceza ise tahminen kazancının sadece yüzde 6’sıdır. Dolayısıyla bu cezalarla gıda terörünü engellemek mümkün değildir.
Yine Gıda Dedektifi haberine göre İzmir’de bir depoda; etiketsiz, tarihi geçmiş, küflenmiş, bozulmuş 7 ton süt ürününün imha edildiğini duyuyoruz. Eğer bu parti mal yakalanmasaydı, bir önceki örnekte olduğu gibi yine bir merdiven altı imalathaneye yenilenmek üzere gidecekti.
Sonuç olarak; ne taklit tağşiş olaylarını ne de bir adım ötesindeki sütsüz sahte peynir imalatçılarını para cezası ile engellemek mümkün değildir. Hayatımızı tehdit etmenin karşılığı mutlaka adli süreç olmalıdır. Yoksa “can çıkmayınca huy çıkmaz” sözüne uygun olarak imalathanelerin sadece adresi değişir…