Türkçenin yazım sorunları yazmakla bitmez!
Bursa’da çıkan Sarmal Çevrim dergisinin yayın yönetmeni Duran Aydın, Türkçe konusunda çok duyarlı bir arkadaşımızdır. İsmail Küçükkaya‘nın yeni kanalı Sözcü TV’nin jeneriğinde “Günaydın Türkiyem” yazısını görünce dayanamamış; “Sözcü‘ye acilen Türkçeyi iyi bilen bir editör bulunmalı. Bu yazının doğrusunun ‘Günaydın Türkiye’m’ olduğunu öncelikle Küçükkaya‘nın bilmesi gerekmiyor mu?” diye soruyor…

Özel adlar, iyelik eki aldığında kesme imiyle ayrılır mı?
Genel kural, ayrıldığı yönündedir. Ama uygulamada pek uyulmuyor bu kurala!
“İyelik”; aitlik, sahiplik anlamında öz Türkçe bir sözcüktür.
Dilbilgisinde “iyelik eki”, sözcüğün belirttiği nesnenin, kavramın kime ya da neye ait olduğunu bildiren ektir. TDK’ye göre, özel adlara getirilen iyelik ekleri kesme imiyle ayrılır. Örnek: Türkiye’m, Atatürk’üm, Ankara’mız…
Gelgelelim kural böyle olsa da zaman zaman “Atatürküm, Türkiyem…” gibi yanlış yazım örnekleriyle de karşılaşıyoruz… Duran Aydın arkadaşımızın eleştirdiği örnek de bunlardan biri…
Ekran yazısında küçük bir düzeltme gerekmiyor mu?
* * *
YAZIMDA ÖYKÜNME
Dilde öykünmeciliğin sonu gelmiyor. Özellikle yazı başlıklarında “ve” yerine “&” imini kullananlar var ülkemizde.
Geçmişte bu konuda eleştirdiğim yazarlar oldu. Çünkü Türkçede böyle bir im yoktur. “Ve” bağlacı yerine İngilizcedeki “and” karşılığı olarak bu imin kullanılması özenti ve öykünmedir. Çoğu zaman “ve”ye bile gerek duymadan meramımızı düzgün anlatabiliriz. Biliyorsunuz, Nurullah Ataç, Arapça kökenli olduğu için “ve” sözcüğünü kullanmazdı.
Bir okurumuz, TMMOB Maden Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin 30. yılı kapsamında düzenlediği “Maden ve Emek Karikatür Yarışması” afişinde bu işareti görünce tepki göstermiş. Oysa “Maden & Emek” yerinerahatlıkla “Maden-Emek” diyebilirdik. Yani aralarında ardışıklık ya da birliktelik ilişkisi kurmak istediğimiz iki sözcük arasına kısa çizgi koymak yeterli olabilir.
* * *
KAVRAMLAR KARIŞINCA…
Orhan Bursalı, 3 Eylül 2026 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki “Bir insan ölünce her şey mi ölür?” başlıklı köşeyazısında Şükran Soner’den söz ederken “Burada öz yaşamöyküsünü yazacak değilim” diyor. Zaten istese de yazamaz! Çünkü özyaşamöyküsü bir insanın biyografisi değil otobiyografisidir. Özyaşamöyküsünü ancak insanın kendisi yazabilir.
“Biyografi” sözcüğü “biyo”(yaşam) ve “grafi” (yazı, çizgi) sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. “Oto” sözcüğü de eski Yunancada “kendi” anlamındadır. “Otobiyografi”, bir kişinin kendi anlatımına dayanan yaşamöyküsüdür.
“Özgeçmiş” sözcüğü de çoğu zaman “biyografi / yaşamöyküsü” anlamında kullanılıyor. Oysa bu sözcük “biyografi”nin değil “otobiyografi”nin karşılığıdır. Çünkü başına “öz” getirilerek yapılan bileşik sözcüklerde (özçekim, özgüven, özdenetim, özeleştiri, özkıyım, özyönetim vb.) o eylemi kişinin kendi gerçekleştirmesi gerekir. Nitekim Dil Derneği’nin sözlüğünde de “özgeçmiş”in tanımı böyle yapılıyor: “Bir kişinin kendisinin anlattığı yaşamı, °tercümeihal.”
Kavramlar karışınca anlamlar da yön değiştiriyor.
* * *
HAFTANIN NOTU
Trabzon Sanatevi’nden elinizi çekin!
“Kültür kenti” diye övünülen Trabzon, yıllar içinde çok yıkıma uğradı. Yüzyıllar boyunca birçok uygarlığı bağrında barındıran tarihsel kentten geride çok az şey kaldı. Uzağa gitmeye gerek yok. AKP’li anakent belediyesi, aralarında Hasan İzzettin Dinamo ve Sabahattin Eyuboğlu’nunda bulunduğu Meydan Parkı’ndaki sanatçı büstlerini depoya kaldırıldı. Heykeltraş Hasan Fehmi Hızal’ın kenti simgeleyen “Kemençe” ve “Hamsi” yontularını söküp attı. Valilik, Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi’ni tiyatrocuların elinden aldı. Şimdi de kültür ve sanat derneklerinin yıllardır ortaklaşa kullandıkları Sanatevi‘ne göz dikmişler! Trabzon’a yeni atanan vali, daha kenti tanımadan hemen bu binanın boşaltılmasını istemiş. Söylendiğine göre, binayı Trabzon Üniversitesi’nin Yabancı Diller Bölümü’ne verecekmiş!
Trabzon Üniversitesi, 2018 yılında, Akçaabat’ın Söğütlü Mahallesi’nde kuruldu. Çok geniş bir yerleşkesi olan köklü KTÜ‘den hiç gereği yokken ayrılan bu üniversitenin yasası çıkarılırken yeri ve fakülteleri düşünülmemiş miydi? Trabzon’da herhangi bir bina ile karşılanabilecek bir gereksinim için 20 yıldır sanata hizmet eden tarihsel bir yapıyı gözden çıkarmanın anlamı var mı? Kaldı ki Sanatevi, üniversite derslikleri için uygun bir yer değildir.

Üniversitelerle kültür kurumlarını karşı karşıya getirmek çok yanlış bir davranıştır. Trabzon’un hem eğitim hem kültür kurumlarına gereksinimi vardır. Bunlar birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Üniversite dersliği için başka bir bina bulunabilir.
Sanatevi, Trabzon’un kültürel ve sanatsal simgesi, belleğidir. Burası sanatçılarla sanatseverlerin soluk aldığı bir mekândır. Özgün bir mimarisi olan tarihsel yapı, 2007 yılından beri çeşitli sanat etkinliklerine ev sahipliği yaparken başka illerden ve ülkelerden gelen konuk sanatçıları da ağırlamaktadır.
Trabzon Sanatevi‘ne dokunmayın! Bu kurumun özerk yapısı ve bağımsız işleyişi korunmalıdır.





