Bu sloganı icat edenler, hukuk ve adalet arasındaki farkı bilerek mi oluşturdular, bilmiyorum. Umarım bilerek oluşturmuşlardır.
Hukuk, mevcut düzenin parlamentolarından çıkarılan yasa metinlerinden oluşur. Parlamentolar ise o ülkenin egemen sınıfının temsil edildiği yerdir. Dışarıda yoksullar, açlar kahir ekseriyette iken, dünyanın bütün parlamentolarında, toplumda çok çok küçük bir azınlığı oluşturan varsılların, zenginlerin, kapitalistlerin temsilcileri çoğunluktadır. Demokrasi, demokrasi diye yırtınıp durdukları budur. Günümüzde Türkiye dahil pek çok ülkenin sosyal demokrat partileri, İsviçre, İspanya, İtalya, Fransa sosyalist partileri vesaire de tereddütsüz aynı kakafonik, detone şarkının solistleri veya koristleridir.
Dışarıdaki yoksul, aç, ezilmiş çoğunluğun, azınlığı oluşturan “varsılların, zenginlerin, kapitalistlerin temsilcilerine” niye böylesine çok oy verdiği tek başına kahredici bir sorudur.
Akla gelen ilk cevap, yoksulların, açların, ezilenlerin temsilcisi olabilecek partilere, kapitalizmin temsilcisi olarak iktidarda bulunan partilerin ya hiç izin vermemesi, ya da var olanlara alabildiğine zulmetmesidir. Bizim dönemimizin “beyin yıkama”, günümüzün “algı yönetimi” denilen namussuzluklarının mekanı olan bir değil çok kısım “matbuat, basın”, zamane Amerikan özentisi deyimiyle “medya” ise, günümüz emperyalizminin, geçen yüzyıla göre çok daha müthiş bir silahı olarak bu zulmün emrine girmiştir. Hangi ateşli silahla bu kadarını başarabilirdi? Kurtuluş savaşında en güçlü devletlerin en güçlü ateşli silahlarını püskürten mazlum Türk milleti, bugün medya silahının beyin yıkamalarına direnemiyor, farkında bile değil!
Dolayısıyla dünya parlamentolarında açların, yoksulların, ezilenlerin temsili ancak göstermelik bir kaç vekille mümkün oluyor. Böyle parlamentolardan yoksullar, açlar, ezilenler yararına yasa çıkması mümkün mü? Bu tür parlamentoların sözde hakim olduğu dünyada, demokrasiden, adaletten, hukuktan söz edilebilir mi?
Yani zamanenin sahte demokrasisinin, seçimle oluştukları için pek övündüğü parlamentolar, hukuku (yasayı) yaratabilir, hatta yaratır. Ama adaleti yaratır mı, yaratabilir mi? Yaratıyor mu?
Adalet parlamentoların çıkardığı hukuk metinleri, yani yasalar değildir. Parlamentolar, hukuka uygun ama adalete, vicdana aykırı yasalar da yapabilir çünkü. Çünkü zaten hukuk, parlamentolardan çıkan ve aynı zamanda siyasi olan metinlerdir. Dünya demokrasi, parlamento ve siyasi tarihi bunun sayısız örneği ile doludur. Margareth Tatcher’in “kelle vergisi”… AKP, iktidara geldiğinden beri örneğin kıdem tazminatını kaldıracak bir yasa çıkarmak için kıvranıp duruyor. Oy kaygısıyla çıkaramadı.
Adalet, hukuk deyimiyle “doğal hukuk” terimidir. Yani insan aklının ve vicdanının hukukudur. Buna uymayan hukuk, parlamentodan da çıksa, pozitif hukuk haline gelse de “adalet” olmaz.
Ortaçağ Avrupa’sında, yani bizim ağalığın karşılığı olan derebeylik döneminde, yeni gelinlerin, zifaflarını kocalarıyla değil derebeyi ile geçirmeleri yönünde bir kural olduğunu okumuştum bir yerlerde. Hadi o dönemde demokrasi, parlamento yoktu diyelim. Emirle oluyordu.
Bugün parlamento var. Çoğunluk parmakları her şeyi belirliyor. Hatta bir kararname ile belirleniyor. “Yeni evlenen kız ilk gecesini derebeyiyle geçirir” hükmünü modern yasa-kararname hükmü haline getirmek teorik olarak imkansız mı?
Ahlaken elbette imkansız olsa da, hiçbir parlamento çoğunluğu böyle bir yasaya cesaret edemeyecek olsa da, teorik olarak mümkün olan böyle bir kanun-kararname hukuki olabilir ama “adil” midir?
Günümüz hukuku da, demokrasisi de iflas etmiştir; çünkü adil değildir. Çünkü hukuk da, demokrasi de, dolayısiyle adalet de kapitalizme, sermayeye, paraya köle edilmiştir. “Tek adam”lar, bu filmin sadece “esas oğlanı”dır. Üstelik bu, bugünün filmi değildir, insanlık tarihinin başından beri böyleydi; kapitalizm-emperyalizm bunu sadece kurumsallaştırdı, sistematik hale getirdi. O kadar!!!