Bu bir futbol yazısı olmayıp, ticari hayattaki ısınmayı daha rahat anlaşılabilir kılmak üzere eklenmiş giriş bölümüdür…
Bir maçta hakem penaltı kararı verir, hatayı yapan kenara çekilip üzüntüsünü yaşarken, arkadaşları hakemin etrafını sararak itiraz ederler. Bundan etkilenen taraftarlar da eş zamanlı olarak ayağa kalkarlar. Neticede bariz olan penaltı kararı VAR tarafından onaylanır ve maç kaldığı yerden devam eder…
Son zamanlarda buna benzer olayı çarşıda pazarda yaşıyoruz. Tüketici ile üretici ve perakendeci arasındaki maç hakemsiz oynansın isteniyor. Elbette bunu tüketici istemez, zira hep kaybeden tarafta yer aldığı için…
“Devlet ticari işleyişe karışmasın, serbest piyasa şartlarıyla biz istediğimiz gibi hareket edelim” arzusunun kabul gördüğü bir örnek varsa öğrenmek isterim.
Maçı seyretmeyen, oynanan oyun hakkında bir fikri olmayan ne kadar muhalif varsa işin içindeler. “Hakem maçı kötü yönetiyor” diye yeri göğü inletiyorlar.
Yahu faulü yapan, “evet ben yaptım” diyor, sen hâlâ neye itiraz ediyorsun.
Tavuk olayını, gördüğüm ve bildiğim kadarıyla geçen hafta anlatmaya çalıştım. Arkasından yazdıklarıma cevap vermek yerine, “Sen bizim yanımızda değil misin?” serzenişleri gelmeye başladı. Oysa artık olayları salt siyasi aidiyetler üzerinden değerlendirmenin gerçeği gösteremeyeceğini kabul etmeliyiz. Dolayısıyla ben saf bir ülke vatandaşı olarak, her iki takımın tribününe de gitmiyor, nerede sakin bir yer bulursam oraya çöküyorum. Yanlış hareketin cezalandırılmasını istiyorum. Kurunun yanında yaşın yanmasını da istemiyorum.
Esas konumuza dönecek olursak; yetkililer denetim sonucunda ortaya sağlam bir gerekçe koymadan, hiçbir markanın itibarı ile oynanmamalıdır.
Peki birileri suçüstü yakalanmışsa ne olur?
Yine de o suçun işlendiğine dair önemli delil olmadan o koruma devam etmelidir. Çünkü kurumsal itibarın garantörü devlettir…
Peki WhatsApp görüşmeleri ortaya dökülür de, birbirleriyle rakip olması gerekenlerin birlikteliği, kayıtlı ve ispatlı tespit edilirse ne olur?
- Yeni fiyata geçiş tarihinin, fiyat skalalarının, iskontoların tek masadan karara bağlanmasına nasıl bakılır?
- Perakendeci aktivitelerine katılımın, ilgili markanın kararı yerine o tek masada karara bağlanmasına ne buyrulur?
- Verilen cezalar sonrasında uzlaşmaya giderek cezada indirim sağlanması ne demektir? Cevap vereyim; “penaltıyı ben yaptım” demektir…
- Kartel, aynı sektörde faaliyet gösteren bağımsız işletmelerin rekabeti ortadan kaldırmak, fiyatları birlikte belirlemek veya piyasayı paylaşmak amacıyla yaptıkları yasa dışı anlaşmalar veya oluşturdukları birliktir.
Peki Rekabet Kurumu ne için var? Bunları ortaya çıkartmak için değil mi?
Uzun çalışmalar sonunda bunu ortaya çıkartan bu kuruma yapılacak eleştirilerde tutarlı olmak gerekir. Evet kamu kurumlarını ben de eleştiriyorum ama tersine cezaların yetersizliği konusunda ve sonuca ulaşamadıkları için…
Yıllardır para cezaları devam ediyor, bunu dolaylı şekilde tüketici ödüyor; fırsatçılar da bıraktıkları yerden kaos yaratmaya devam ediyorlar. Çözüm, yatarı olan hapis cezalarıdır, başka türlü bu insafsızlık önlenemez.
Dolayısıyla hem kartel yapısını görmezden gelmek hem de dar gelirlinin savunucusu gibi halkçı görüntü vermek çelişkidir. İkisi birlikte olmaz!
Peki hükümetin bu olaylarda hataları yok mu?
Elbette var. Birincisi, denetimlerin önce kırmızı etten başlaması gerekirdi. Zira hem oradaki sıkıntı daha büyüktü ve kronikleşmişti hem de o aşırılık önlenebilseydi belki de bugün beyaz et sektörüne sıra gelmeyebilirdi.
İkincisi, her zaman denetim imkânı olan işletmelere “denetim kayyımı” atanmasıdır. Nitekim 1 hafta gibi kısa bir sürede bu yanlışlık düzeltilmiştir.
Üçüncüsü, Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) özel sektör gibi çalışmasıdır. Kurumun kırmızı et ürünlerine bir defada yüzde 24 ila yüzde 28 arasında zam yapması beyaz et fiyatlarını da tetikleyecektir ve yanlıştır. ESK, hayvansal ürün piyasalarında verimliliği artırmak ve tüketiciye uygun fiyatlı et ve süt ürünleri sunmak amacıyla kurulan devlete bağlı bir iktisadi teşekküldür. Görevi, piyasalarda düzenleyici rol oynamak ve hayvan yetiştiricilerini desteklemek ile sınırlı kalmalıdır. Oysa kurum 2024 faaliyet raporuna göre 11 milyar 17 milyon TL net kâr elde etmiştir (İSO). Bu da esas amacı olan görevleri yerine getirmek üzere kenarda ne kadar marjı olduğunu göstermektedir. Bu kaynak mutlaka amaçlar doğrultusunda kullanılmalıdır.
Sonuç olarak; satın alma gücünün düşüşünden hükümet ne kadar sorumlu ise fırsatçı enflasyonunu görmezden gelenler de aynı derecede sorumludurlar.
Böyle devam ederse ülkede gelir dağılımının bozulmasından herkes etkilenecektir. Bunun için öncelik tüketicinin korunmasına verilmelidir. Sosyal konutların az, lüks konutların daha fazla satılması; lüks arabaların bolluğu, lüks restoranların doluluğu nüfusun sadece yüzde 15’i için geçerlidir. 13-14 milyonluk bir kesimin harcamasına bakıp, “para var ki her yer dolu” söyleminin kapsamı bu kadar dardır. O zaman sabit gelirlinin ve emeklinin daha fazla desteğe ihtiyacı yok mudur? Vardır ama maalesef lafta kalmaktadır…
Ayrıca kayıt dışı, haksız kazanç, yasa dışı yollardan elde edilen gelirler (rüşvet, uyuşturucu ticareti, kaçakçılık) bu bozulmayı daha da artıracak risklerdir…




