Yıllardır kırmızı etin sorunlarını ve yarattığı fırsatçı enflasyonunu yazıyorum. Eğer kırmızı ette gerçekleşenler önlenebilseydi bugün beyaz ette benzer girişimlere rastlanmayabilirdi. Çünkü kırmızı et ile beyaz et arasında bir fiyat makası vardır. Kırmızı et alıp başını gidince beyaz ete de yol açılmış olur.
Önce çerçeveyi çizelim. Serbest piyasa dendiğinde, “kimse kimseye karışmaz, fiyatlar arz ve talep dengesine göre kendiliğinden oluşur” şeklindeki kural doğrudur ama bu sistemin sorunsuz işleyebilmesi için üretici ve tüketici şartlarının eşit olması gerekir. Oysa konumuz tüketicinin en temel gıdası kırmızı ve beyaz et olunca şartlar değişir. Örneğin tüketici kırmızı ete ulaşamıyorsa yaşamak için tavuk eti yemek zorundadır. Burada “tüketici fiyatı yüksek buluyorsa talebini düşürsün, fiyatlar da kendiliğinden düşsün” kuralı işler mi? İşlemez. Zira tüketici kendisine yüksek gelen fiyatı, çaresizlik içinde başka ihtiyaçlarından keserek ödemeye çalışır. İşte bu aşamada devlet “ben karışmam” diyemez ve müdahale etmek zorunda kalır.
Evet dünyanın döviz bazında en pahalı karkas ve perakende kırmızı et fiyatları bizim ülkemizdedir. Yaptığımız fiyat kıyaslamalarında şimdilik beyaz ette tablo bu kadar olumsuz değildir. Ancak benzer gelişmeye açıktır.
Şimdi yaptığımız küresel fiyat araştırmalarındaki duruma bakalım…
- Döviz bazında pahalı kaldığımız ülkeler: Moldova, Hırvatistan, Danimarka, Portekiz, Sırbistan, Kuzey Makedonya, Rusya, Tayland, Kazakistan, Bulgaristan, Macaristan, ABD.
- Döviz bazında hemen hemen eşit olduğumuz ülkeler: Azerbaycan, İtalya, Yunanistan, Çekya.
- Döviz bazında daha ucuz kaldığımız ülkeler: Finlandiya, İspanya, Arnavutluk, Almanya, İsveç, Norveç, Polonya, Belçika, Hollanda.
Kendi ülkemizdeki duruma da bakalım:
Nefes.com.tr, İstanbul Ümraniye’deki bir kasapta üç yıl ara ile et ve tavuk fiyatlarını karşılaştırmış…
Buna göre Haziran ayı dikkate alındığında beyaz ette oluşan tablo;
| 2023 | 2026 | Artış % | |
| Piliç bütün kg | 60 | 190 | %217 |
| Piliç but kg | 70 | 200 | %186 |
| Piliç kanat kg | 115 | 340 | %196 |
Yukarda en fazla satılan beyaz et çeşitlerindeki fiyat değişimleri var. Aynı dönemde dana karkas fiyat artış oranı %180, kuzu karkas fiyat artış oranı %251 olmuş (Kaynak: UKON). Aradaki paralelliğin görülebildiğini umuyorum. Aynı kasapta, 2023 yılında piliç kanat fiyatı 115 TL, dana kuşbaşı fiyatı 430 TL iken aradaki fark 3,7 kat; 2026 yılında piliç kanat fiyatı 340 TL, dana kuşbaşı fiyatı 1080 TL iken aradaki fark 3,2 kata inmiş. Buradan çıkan sonuç; dikkatler kırmızı ette iken beyaz ette de hayli yol katedilmiş. İşte fiyat makası dediğim budur ve kırmızı etin fahiş fiyat uygulayıcılarına rağmen aradaki fark korunmuştur.
Ayrıca son günlerde karşılaştığımız olay ilk olmayıp, 15 sene önce de yaşanmıştı. Ancak biz daha yakın tarihe bakalım. 2024 yılında Rekabet Kurumu beyaz et sektörüne yönelik soruşturma açmış, 27 Eylül 2025 tarihinde de sonuçlarını açıklamıştı. Toplamda 3,7 milyar lira ceza kesilmişti. Soruşturma yapılan 13 firmadan 5’i uzlaşmaya gitmiş, yani bir anlamda “Rekabeti ihlal edici fiyat belirleme”yi kabul ederek cezada yüzde 25 indirim sağlanmıştı.
Bizler de bütün benzer durumlarda para cezasının çare olmadığını ve bunu eninde sonunda tüketicinin ödediğini ifade ediyorduk. Fiyatları Etkileme Suçu’nun (TCK m. 237) yatarı olmayan ceza (1yıldan 3 yıla kadar hapis) olduğunun bilinmesi de caydırıcılığını azaltmaktadır. Arz sorununa neden olabilecek kapatma cezalarının ise çözüm olamayacağı açıktır. Bu durumda geriye sadece sıkı denetim ile tekelleşmenin önlenmesi kalıyor. Gelinen durum bundan ibarettir.
Türkiye’de yıllık kişibaşı beyaz et tüketimi 22 kg olarak açıklanıyor. Nüfusu 86 milyon olarak hesap edersek iç tüketim ihtiyacı 1,8 milyon tondur. Oysa Türkiye beyaz et (kanatlı et) ticari verilerine göre tavuk eti üretimi aylık ortalama 240 bin ton, yıllık üretim miktarı da 2,9 milyon tondur. Üretim ile tüketim arasındaki 1 milyon tonu aşan fark, yılda yapılacak 400-500 bin ton ihracatla iç tüketim arzını daraltamaz. Bu bakımdan ihracatı engellemenin veya kota koymanın gereği de yoktur. Peki bu durumda sektör, ihracattan kaynaklı nedenlerle fiyat artışlarını haklı gösterebilir mi?
Cevap ‘hayır’ olduğuna göre sektörü rahatlatan iki husus kalıyor. Birincisi büyük halk kesimlerinin beyaz etten vazgeçemeyeceği gerçeği ile iç tüketim miktarında düşüş yaşanmayacağına dair inanç; ikincisi ise kolay ileri sürülebilen maliyet artışı şikayetleri oluyor. Bu gerçek olsa da, bütün girdileri dolar ve euro cinsinden kabul etsek bile (imkansız ama öyle varsayalım) yukarda saydığım, bizden düşük fiyatlara sahip ülkelerin maliyetlerini geçebilir mi?
Elbette kırmızı ette olduğu gibi beyaz ette de böyle bir ihtimal yoktur.
Bütün bu gerçekleri gören Ticaret Bakanlığı ramazandan önce gereken uyarıları yapmasına rağmen fiyat artışları sürmüştür. Sonra da bu gelişme yaşanmıştır.
Sonuç olarak; tekelleşme konusunda biz bir hüküm veremeyiz. Ancak yıllardır bunlarla uğraşmış bir kişi olarak biliyorum ki; ileri tarihli fiyat listesi (şu tarihten itibaren geçerli şeklinde) yayınlamak bile işaret fişeği yerine geçer, bilgi akışının ve tekelleşmenin önünü açar. Ancak perakende kısmında yaşanan fiyatlama hatalarından da üretici sorumlu tutulmamalıdır.
Yukardaki durum sadece bu kategorilerle de sınırlı değildir. Örneğin ayçiçek yağı ve çikolata fiyatlarının seyri de benzer duruma işaret ediyor.
Elbette genelleme yapmadan; bir taraftan yanlışı olanların hukuk önünde hesap vermesini, diğer taraftan da üretim yapan sanayicilerin itibarının korunmasını istemek vatandaşlık görevidir…







