Ortalık toz duman! Topluma bir cinnet yaşatılıyor. Bütün değerler altüst ediliyor! Cumhuriyet’imizi kuran, ülkemizin en büyük partisinin genel merkezine terör yuvasına girercesine kapılar kırılarak, gaz sıkarak giriliyor! Polisin öyle girmesine kim dilekçe verdi? Her ortam kendi liderini yaratır. Topluma yapılan bunca baskılar, Özgür Özel’in ödünsüz, soluksuz direnişi, toplum ona önderlik yolunu açmıştır.
Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Milletler, büyük evlatlarıyla soluk alır” sözünü boşuna söylemedi. İkinci Dünya Savaşı’nın en sıcak günleri. Almanya’dan yüzlerce seçkin bilim, sanat insanı Hitler’den kaçıp ülkemize sığınmış, alanlarında iş verilmiş, çalışıyor. Ankara’da Dil Tarih Fakültesi’ne de gelenler var. Onlardan en tanınmış olan birine bizim gençler soruyor:
“Almanya yıkılıyor! Almanya yıkılıyor!”
Yani, “Sen burada ne yapıyorsun?” demek istemişler. Alman bilim adamının yanıtı şu olmuş:
“Almanya yıkılmaz! Almanya yıkılmaz! Almanların Goethe’si var, Beethoven’i var!”
Benim de, her hangi bir tehlike anında aklıma Atatürk geliyor. Biliyorsunuz bunu, çok kez yaşayıp gördük. “Atatürk” denince akan sular duruyor, çevresinde anında milyonlar kenetleniyor; meydana iniyor. O, en değerli bir varlığımız; ülkemizin en büyük evladı.
Jean Paul Sartre, önemli bir düşün insanı olarak 1960 yılı başında, Fransız sömürgesi Cezayir’in bağımsızlığı için sokakta bildiri dağıtınca Fransa hükümeti tutuklar, hapse atar. Bunun üzerine dönemin devlet başkanı General De Gaulle, o ünlü sözünü söyler:
“Ben, Fransa Cumhurbaşkanı’yım. Sartre ise, Fransa’nın ta kendisidir!” Bu söz, Fransa’nın ve kendisinin saygınlığını altın harflerle tarihe yazdırır! Dünya durdukça bu söz yaşayacak. Olmaz ama düş bu ya! Ekrem İmamoğlu tutuklandığında Recep Tayyip Erdoğan böyle bir şey (yapmazdı, yapmadı) yapsaydı! Yook yook, kalsın!
Elbette herkes Atatürk, De Gaulle olamaz. Kişinin eğer ilgisi varsa, alanının ileri geleni, kitabını yazanı neden olmasın? Osmanlı döneminde kadınların gözlerini göstermediği bir dönemde, Halide Edip’in Milli Mücadele’de yurdumuzun işgal edilmesini kürsüye çıkıp, ateşli konuşmalar yapması unutulmaz. Sonra da Halide Onbaşı olarak orduya katılması. Tanığı olduğum küçük bir örnek. Güler yüzlü, tatlı dilli, bilgi denizi, çevresiyle ilgi kurma ustası, Milli Eğitim Bakanlığı yurt içi, yurt dışı üst düzey yöneticisi, Ankara Beypazarı doğumlu Yaşar Şener’i (1927/2011), yıllar önce tanıdım. “Tarihte ve Bugün BEYPAZARI” adlı bir kitap yazmıştı. Semt pazarındaki Sadık Efendi’nin Beypazarlı olduğunu öğrenince Yaşar Bey aklıma geldi. Ona sordum:
“Yaşar Şener Beyi tanıdınız mı?”
Adam, eğri belini doğrulttu, bana döndü:
“Yaşar Bey, Beypazarı’nın kitabını yazan adamdır!” dedi. Yaşar Beye böylesine içten sahip çıktı.
Bir ülke, altınıyla, gümüşüyle, bankadaki parasıyla değil; büyük evlatlarının sayısı ve onlara duyulan saygısı kadardır.







