Sait Faik’in “Şahmerdan” adlı kitabı 1940 yılında çıkar. “Çelme” öyküsünden dolayı yazara açılan dava, bu kitapta bulunuyor. Yazar, tabağını yere düşüren bir askeri anlatır. Savcı:
“Askerimiz aciz gösterilmiş!” savını ileri sürer.
Dün, askerimize kurulan çelmeye karşı dava açılıyordu. Sadece askerimiz değil, tüm değerler korunuyordu. Şimdi ise tüm değerler ateş altında! Ergenekonlar ne idi? Askerimizi sıfırlamak içindi! Hem de sinsi tuzaklarla, gizli tanıklarla, çelmelerle… Çelmeler artarak sürüyor. Sanki, iyi bir iş yapıyorlarmış gibi, her çelmeden sonra:
“Turpun büyüğü heybede!” deyip gözdağı verdiler. Sonunda bir Anadolu köylüsü çıkıp:
“Ülke turpla, şalgamla yönetilmez!” deyince dut yemiş bülbüle döndüler.
Cumhuriyet’imizi kuran siyasi partiye düzenlenen çelmeler bütün kurallar, yasalar, anayasa çiğnenerek yapıldı. Haklar ellerinden alındı. Yüksek Seçim Kurulu, seçim kurulları yok sayıldı. Yüz yıldır tanığı olmadığımız, duymadığımız olaylar yaşatılıyor. Tek kendileri haklı.
Yönetim karşıtı belediyelere şafak baskınları gün şaşmadan sürüyor. Özgür seçimle gelen onlarca belediye yönetimi yok edildi! Her defasında onlarca kişi evlerinden, şuradan, buradan alınıyor. Ağır cezalık oldukları anlaşılmış ki, ters kelepçe vuruluyor! Yetmedi bir kuruma ikinci, üçüncü dalga baskın geliyor…Bu baskınların, ilgisi olmayan vatandaşlarda bile nasıl ruhsal dalgalanmalara yol açtığını düşünen var mı? “Rüzgâr eken fırtına biçer!” atasözü, dedelerimizden kalmıştır.
Bu yönetim gelinceye değin eğitim konularının olgunlaşmasına eğitimin uzmanları bakardı. Bir konunun değiştirmeye gereksinimi varsa, üzerinde aylarca, yıllarca çalışılırdı; uygulaması yapılırdı. Şimdi MEB’na tarikatın biri giriyor, biri çıkıyor! Akşamdan sabaha al sana değişiklik. Milli Eğitim Bakanı, “Neyden kurtuluyoruz?” diyerek “Kurtuluş Savaşı”na savaş açtı! Çok aceleci olduğu için “Neden” sözcüğü yerine “neyden” deyivermiş! Bir Bakan, konuşmada yanlışlık yaparsa, ona güven kalır mı?
Sanatçılarımız azıcık siyasi dokundurma yaparsa yanıyor; soluğu içerde alıyor! “Sanatın içine tükürenleri” bunlarda gördük!
“T.C.”yi sildiler, Atatürk’ü, devrimlerini yok saydılar! Başaramadılar. Başaramayınca daha çok kızdılar. Kızdıkça baskıyı artırdılar. Böyle durumlar için halkımızın bir sözü vardır:
“Zulmün artsın!”









