Bir insanı tanımanın en kısa yolu sizce nedir? Bence iki sözcüğünü duymamız yeterlidir. Altmış yıllık arkadaşım Ahmet Özer bana hep şöyle seslenir:
“Sevgili Nusret kardeşim.”
Güzel duyguları sesine, sözcüğüne yansıyor.
Ümit Kaftancıoğlu’nda da aynı sıcak ilgiyi, aynı içtenliği gördüm:
“İki gözüm” diye başlardı.
Ahmet Özer’ı tanımak, Ahmet Özer’le aynı ortamı paylaşmak bir ayrıcalıktır. Çünkü Ahmet Özer, çok donanımlı eğitimciliğinin yanında seçkin bir ozandır, tartışmasız usta kalemli bir yazardır. Onunla aynı bölgenin çocuğu olmamız, aynı mesleği yapmamız, yaşça da yakınlığımız birbirimizi 1970’li yılların başında tanımamızı sağladı. Aynı dergileri okuyor, aynı dergilerde ilk ürünlerimiz çıkıyordu yılların etkin edebiyat dergisi Yansıma’nın, genç yazarların tanışmasında önemi büyüktür.
Trabzon, bölgemizin kültürel yönden öncü bir iliydi. Örneğin,1967 yılında Rize Pazar’ın bir köyünde ilkokul öğretmeniydim. Gözüm hep Trabzon’daki kültür, sanat etkinliklerinde olurdu yılın 19 Mayıs akşamı Trabzon Öğretmen Okulu salonunda, şimdilerin çok ünlü resim Prof.ü olan Süleyman Saim Tekcan’ın sahneye koyduğu, ülkemizde ilk kez gösterime giren “Bir Kadın Yarattım” adlı oyunu izledim. Ahmet Özer’in şansı, o ortamın tam ortasında bulunması. Trabzon’un kitapçıları, sinemaları, tiyatroları Rize’yi, Artvin’ı kendine çekiyordu. Hopa’dan kalkıp tiyatro izlemek için Trabzon’a gittiğimiz çok oldu.
Ahmet Özer, o yıllardan sonra yazın alanında büyüdükçe büyüdü.50. kitabını 2024 yılı sonunda imzaladı. Aldığı ödüllerse göz kamaştırıyor:
1981 Nevzat Üstün Şiir Başarı Ödülü
1982 Ömer Faruk Toprak Şiir Mansiyonu
1989 TRT İstanbul Radyosu “Gecenin İçinden” Programı Öykü Ödülü
1991 Kökten Kitabevi Öykü Ödülü
1993 Yunus Nadi Şiir Ödülü
1998 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
2000 Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Yılın Sanat Ödülü
2002 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü
2002 Sabahattin Sağıroğlu Trabzon ‘a Hizmet Ödülü
2016 İsmet Kemal Karadayı Onur ödülü (Şiir dalında)
Bilmiyorum bu kadar sayıda ödül almış bir başka yazarımız var mı? Ahmet Özer’in bu üstün başarılarını sevinçle, gururla izliyorum.
Baki’ye dostları sorar:
“Kaç çeşit dost var?” diye.
Baki şöyle yanıtlamış:
“Üç çeşit dost var” demiş. “1. Dost var, gıda gibidir. Sen onu her gün ararsın. 2. Dost var, ilaç gibidir. Gerektiğinde ararsın. 3. Dost var, o seni arar.”
Seni arayan gerçek dosttur. Ahmet Özer işte o kişidir.
Kefil olmak sorumluluk isteyen bir durumdur. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Amerika’da öğrenim gören oğlu Erdal İnönü’ye yazdığı mektupta,
“Oğlum, kimseye kefil olma!” diye yazar. Ahmet Özer’in iyi bir dost olduğuna ben kefilim. 15. kitabım “Işık Taşları” dosyasını yayınevine bırakmıştım. Ahmet Bey yayınevine uğradığında bir dosyamın geldiğini öğrenmiş. Bana söylemeden dosyamı oradan alıyor, “Nusret’in kitabı yanlışsız çıksın” diye günlerini veriyor, okuyor. Bunun bir benzerini ben görmedim. Ümit Kaftancıoğlu ağabeyim her gönderdiğim öykümü gününde okuyup, eleştirip bana iletirdi. Ondan daha çok kitabı olan, yakından tanıştığımız, tüm kitaplarını alıp okuduğum bir başka yazar ağabeyime iki kısa öykümü görüşlerini almak, varsa yanlışları düzeltmek amacıyla postaladım. Ertesi hafta öykülerime dokunmadan geri gönderdi. Kısa mektubunda bana şunu yazdı:
“Ben sizin öykülerinize dokunamam. Belki siz doğru yazmışsınız!”
Onun görüşüne göre eleştirmenlere gerek yok! Azıcık zaman ayırıp benimle ilgilenmedi. Ben de ona kırıldım.
Lev Tolstoy’un bir sözü aklıma geliyor:
“Yaşadıklarımızla değil, yaşattıklarımızla anılırız.”
Ahmet Özer arkadaşım, benimle ilgili yazdığı yazılarının birinde şöyle diyordu:
“Şairin şiirdeki emeği, sözcük ekonomisine verdiği önemle ölçülür. Nusret Ertürk bunu yazı alanında çok ustaca kullanarak yapıyor. Dili yalın ve ölçülü kullanarak okura düşünme, yorumlama payı da bırakıyor. Bu da yetmiyor ironi denilen o sihirli parfümü de metnin gövdesine yerleştiriyor. Yazıların her biri ayna tutuyor. Kutluyorum.”
Sevgili Ahmet Özer, ben de sizi yürekten kutluyorum.50 yapıtınızla yetinmiyoruz, bu sayının en az 100 olduğunu görmek dileğimle.







