Evet, faiz onlarca maliyet kaleminden biridir. Artması durumunda kısmen fiyatları artırmaya katkısı (en fazla % 2) vardır. Ancak bu durum bile sadece maliyet enflasyonu söz konusu olduğunda geçerlidir. Yani faiz enflasyonun sebebi olarak çok masum kalır. Zira maliyetlerin yüzde 98’i faizin dışındaki kalemlerdir. Kira, işçilik, kur farkı, enerji, nakliye, iletişim fiyatları gibi…
Talep enflasyonunda ise (talep arzdan fazlaysa) bu da geçerli değildir. Tersine faizi ilaç olarak kullanıp, dozunu da ihtiyaç kadar artırarak tüketimi azaltmak mümkündür. Zira mevduat faizleri de artacağından tüketici parasını bankada tutmayı tercih eder. Bu durumda da talep azalacağından fiyat baskısı hafifler ve enflasyon düşer. Yalnız burada gözden kaçmaması gereken ince bir nokta var; faiz durup dururken artmaz!
Enflasyon oranı düşük olan ülkenin faiz oranı da düşük olur. Ve maliyet unsuru olmaktan çıkar. En büyük yanılgı, zaman zaman ABD’deki eksi reel faizi örnek gösterip, Türkiye’deki eksi reel faizle karşılaştırmaktır. Yıllık yüzde 2,5 enflasyon yaşayan ve dolar gibi güçlü bir paraya sahip olan (euro da öyle) bu ülke eksi reel faiz uygulayabilir. Bizde ise aynı eksi reel faiz kur artışlarına ve devamında da enflasyona neden olur. Üstelik yastık altında kalan altın ve döviz de istirahatini sürdürür.
Bunun için vatandaş ile empati yapmak gerekir. Birikimi neden erisin?
Paranın kirası faizdir. Evinizi bedelsiz kiralar mısınız?
Anlamsız bir soru olduğuna göre; paranızı neden karşılıksız kullandırasınız?
Üstelik gayrimenkul enflasyona karşı kendini korurken, paranın korumasız kalmaması için enflasyon üzerinde bir getiri sağlaması gerekir.
Nitekim Eylül ayında hem yıllık enflasyon (% 33,29) hem de aylık enflasyon (% 3,23) önceki aya göre yüksek çıkmasına rağmen Ekim ayındaki 100 baz puanlık faiz indirimi hataydı. Eş zamanlı olarak söylenen “Dezenflasyon süreci devam ediyor” sözleri de bununla uyumlu değildi. Zira enflasyonda sürekli ve kalıcı düşüş sağlanamadığı sürece dezenflasyondan bahsedilemez. Aralık ayına geldiğimizde ise 150 baz puan daha düşürülerek politika faizi yüzde 38.00 olmuştur. Mevduat faizini de aynı oranda kabul edersek net nominal faiz de (gelir vergisinden sonra) yüzde 32.30’a gerilemiştir. Beklenen enflasyon ise yüzde 35.70’dir (reel sektör tahmini). Dolayısıyla yine eksi reel faiz koridoruna girilmiştir. Nitekim bankalar bu tehlikeyi görmekte ve mevduat faizini buna paralel olarak düşürmemekteler.
Esasında bu kadar uzatmaya gerek yoktu; çünkü yaşayarak edindiğimiz kötü tecrübelerden dersler çıkartmak yeterli olabilirdi. Örneğin 2022 yılı başından itibaren bir kısmı tek haneli yıllık enflasyona sahip olan 90 ülkenin merkez bankası faiz artışına giderken, biz en yüksek enflasyonla faiz indirimine gitmiştik. Sonra ne oldu? Enflasyon tekrar başını kaldırdı!
Sevdiğim bir Temel fıkrası var…
Temel otoyolda ters yöne girer. Bunu gören trafik polisi; sürücüleri uyarmak için radyodan anons yaptırır. Bu arada ters yolda ilerleyen Temel’de radyo dinlemektedir. Polis radyodan; Lütfen dikkat, ters yönde ilerleyen bir araç var!
Temel bağırır. Ne bir tanesi hepsi hepsi…
TÜİK kaynaklı gıda enflasyonunun Kasım ayında yüzde eksi 0,69 çıktığını izliyoruz. Alınan fiyatları görmeden (şeffaflık ilkesi), buna inanmak zordur. Zira İTO’nun aynı dönemde bulduğu gıda ve alkolsüz içecekler aylık enflasyonu yüzde 1,28 çıkmıştır. İstanbul enflasyonu ile Türkiye enflasyonu arasındaki bu büyük fark istatistiksel gerçekliğe aykırıdır ve izaha muhtaçtır.
Sonuç olarak; faiz, merkez bankalarının enflasyonu kontrol altında tutmak için kullandıkları bir para politikası aracıdır. Çoğunlukla ekonomiyi olumsuz etkileyen fiyat istikrarsızlıklarını gidermek için kullanılan silahtır. Ancak silahın ters tutulması durumunda da olacaklar bellidir.
Enflasyonu düşürmenin faiz yanında başka yolları da vardır:
- Döviz kurlarını düşürmek,
- Bunu gerçekleştirmek için de faizi doğru seviyede tutmak,
- Böylece sıcak paranın gelmesini sağlamak,
- İçerde tasarrufları artırmak,
- Yastık altındaki birikimi ekonomiye kazandırmak,
- Ekonomiye olan güveni yükseltmek üzere yapısal değişiklikleri gerçekleştirmek,
- Üretimi artırmak,
- Lüks tüketim mallarının ithalatını kısmak,
- Ara malı ithalatından vazgeçip yurt içinde üretmek,
- Kamu harcamalarında tasarruf sağlamak,
- MB bağımsızlığı üzerindeki şüpheyi kaldırmak gerekir.
Bütün bunlardan sonra,iyi tahmin edilmiş bir beklenen enflasyon, net nominal faiz oranının altında kalmışsa, faiz oranları düşürülebilir. Dolayısıyla ortam müsait ise faiz indirimi yapmak doğrudur ama reel faizin eksiye düşmesi hali tasarrufların önündeki engeldir.
Efendim, “Enflasyon yüksek de olsa, biz faizi düşürürüz.”
O zaman da iktisat bilimi; “Düşür de ne olacağını birlikte görelim” diyor.
Bu kadar basit yani…







