Tedarik zinciri, mal ve hizmetlerin ilk duraktaki üreticiden son duraktaki tüketiciye ulaşana kadar gerçekleşen süreçlerin tümüdür.
Bu çalışmaları daha çok meyve sebze ve süt ürünleri kategorilerinde yaşamış ve karşılaşılan güçlükleri duyurmuş bir kişi olarak yukardaki basit tarifi uygun buldum. Karmaşık yapının anlaşılmasını daha da zorlaştırmak istemedim.
Planlama, satınalma, malzeme temini, üretim, ambalajlama, taşıma, doğru depolama ve stoklama, envanter, dağıtım, satış ve bu sürecin sigortası yerine geçen müşteri ilişkileri yönetimi zincirin halkalarıdır.
Tedarik zincirinde başarılı sayılabilecek bir yönetim, müşterinin beklediği siparişleri en hızlı şekilde, eksiksiz, doğru kalite ve doğru fiyatla ulaştırabilendir.
Üzülerek belirtmeliyim ki; verimlilik, maliyet kontrolü gibi konulara yönelmek yerine, genelde “kısa günün ticareti” tercih edilmektedir. İlk iyileştirilmesi gereken husus budur. Dolayısıyla hedefe gidiş doğru kurgulandığında, önemli avantajlar sağlayan ve bir kısmının müşteri ile paylaşılmasına imkân veren, böylece rekabette öne çıkmayı da mümkün kılan prosedürler belirlenmelidir.
Yıllar önceye dair bir ‘domates tedarik süreci’örneği vereceğim. Domates en çok satılan ve en fazla fire veren (yaz aylarında) ürün olduğu için gündeme alınmıştı. İyileştirme konusu fireyi azaltmak olduğundan önce problemleri tespit etmiştik.
- Mersin deposunda çalışan işçilerimize ayıklama, boylama ve paketleme eğitimleri uyguladık.
- Taşınan sandıklar tam standart değildi ve nakliye esnasındaki sarsıntıda ürüne baskı yapıyordu. Sandıkları değiştirdik.
- Meyve sebze taşımada uzmanlaşmamış nakliyeciye (kamyon bulamasak bile) yük vermedik, ürünü bir gün bekletmeyi göze aldık.
- Depolardaki indirme ve şubelere sevkiyat işlemini yapan personeli eğittik.
- Bunun dışında eğitim programına şubeleri de dahil ederek, stok seviyelerinin doğru tespit edilmesini ve zamanında sipariş verilmesini sağlayarak (sürekli ölçerek), hem yok satmaları önlemek hem de nakit akışına ve kârlılığa olumlu katkı yapmak mümkün olmuştu. Çalışma neticesinde fireler yüzde 60 oranında azaltılmış ve bu tasarruf fiyatlara yansıtılarak tüketici ile paylaşılmıştı.
Dolayısıyla hangi konuda iyileştirme isteniyorsa ilk aşamada o konuda mevcut durum analizi yapılması zorunludur. İkinci aşama, analize dayalı olarak problemi belirlemektir. Üçüncü aşama, sorunun çözülmesi için gerçekçi hedefin belirlenmesidir. Dördüncü aşama, bütün ekip üyeleriyle birlikte strateji belirlemektir. Beşinci aşama, iyileştirme sürecinin etkinliğini belli sürelerde (üç aylık/yıllık) ölçmek ve hedefe hangi mesafede olunduğunu anlamaktır. Son aşama da başarıyı kutlamaktır.
Buraya kadarı çalışmanın küresel standardıdır. Ve bu kadarı bize yetmez.
Kalite kontrol ve fiyat kontrol, tedarik zinciri içinde yer alması gereken önemli duraklardır. İşletmeler nezdinde eksikliği duyulduğu için bu iki faaliyet kamu denetimine ihtiyaç göstermektedir. Üzücüdür ama iyileştirmenin kolay olmayan kısmı da burasıdır. Zira talep yüksekliği nedeniyle fiyat rekabetinin dikkate alınmadığı çok açıktır. Örneğin Milka 100 gr çikolatanın iki ayrı satış noktasında 159 TL ve 79 TL fiyatlara, Fiskobirlik 300 gr fındık ezmesinin üç ayrı satış noktasında 140 TL, 198 TL ve 375 TL fiyatlarına rastlamak tesadüf değildir. Olayın bir başka boyutu daha var. Büyük bir ulusal zincir, insert içinde 369,90 TL indirimli fiyatla yer verdiği Balparmak 460 gr çam balını mağazalarına göndermiyor. En büyük 2 hipermarketine ve 10 civarında da normal marketine (en küçükler değil) bizzat giderek rafta bulunmadığını tespit ettim. Bu örneklerin daha onlarcasına rastlamak artık sürpriz değildir.
Meyve sebzedeki fahiş fiyatlar da kendiliğinden oluşmuyor. Yıllardır meyve sebze dağıtım kanallarının çok kalabalık olduğunu ve sadeleştirilmesi gerektiğini söylüyorum. Ancak biz aracı sayısı azalsın derken, tersine yeni aracılar sisteme dahil oluyor. Televizyonlarda sürekli olarak “tarlada 30 lira olan ürünün markette nasıl 270 lira olduğu” sorgulanıyor.
Son yıllarda bazı market zincirlerinin kendi aracı firmaları devreye girdi.
Buradaki amaç bir koyundan 2 post çıkarmaktır. Böylece zaten yüksek olan perakendeci kârı kardeş payı ilavesiyle 2 kata çıkmakta ve bu şekilde fiyatlardaki esas şişme dağıtım kanalının son 2 aşamasında gerçekleşmektedir.
Sonuç olarak; meyve sebzede, tarla-market arasında 10 kata ulaşan fiyata artık kimse şaşırmasın. Zira fahiş fiyatın bahanesi çoktur. Mazota zam, don olayı, dolu olayı, aşırı sıcakların hepsi veya bir kısmı rahatça öne sürülebilmektedir.
Oysa elimizde bütün bu bahaneleri geçersiz kılacak bir araştırma sonucu vardır. Ekonomi Gazetesi raporuna göre; son 1 yılda Antalya ve İstanbul hallerinde 10 çeşit sebze ve meyvenin fiyatı (sivri biber, brokoli, çilek, domates, hıyar, ıspanak, limon, patates, soğan) ortalama yüzde 97 artmış. Ancak aynı dönemde ve aynı ürünlerde, üretici fiyat artışı yüzde 36,09 olmuş.
Peki hepsi bu kadar mı?
Üreticiden direkt alım yapan bazı perakendecilerin (aracı firmalarıyla birlikte), halden alım yapmış gibi tüketici fiyatı belirlediklerini de görüyoruz. Üretici ve tüketicinin birlikte mağdur edildiği bu sistemde, fiyatların hangi aşamalarda şiştiği çok net bellidir…
İşte bir koyundan çıkarılan 3. postta bu şekilde gerçekleşmektedir.
Yıllardır gıdada fiyat seviyelerini esas yükselten unsurun, TÜFE üzerine eklenen ‘fırsatçı enflasyonu’ olduğunu boşuna söylemiyorum. Sadece inandırıcılığı artırmak adına, Ekonomi Gazetesi raporuyla desteklemeyi de uygun buldum.













