Ya eyyühellezine âmenû,
Ey iman edenler,
Yüzünüzün rengi ak oylarınızla günahına sevabına ortak olduğunuz iktidar içkiyi yasakladıkça, içki fiyatlarına zam yaptıkça olan içkiseverlere, daha acısı gariban akşamcılara oluyor.
Hani Recep Bey henüz iktidara gelmemişti, memlekette içkiyi tümden yasaklamak için referanduma gidilebileceğini söylüyordu ya. Referanduma filan gerek kalmadı. Recep Bey’in devri iktidarında değil içki satış ruhsatı alabilmek, içki içilebilecek yer kalmadı nerdeyse. Kamu kurumlarının misafirhane ve restoranlarında, belediyelerin ve üniversitelerin sosyal tesislerinde, öğretmenevlerinde, hatta askeriyenin kimi tesislerinde içki yasak.
Mesela bir yaz günü Antalya’da bir sosyal tesise yolunuz düşüyor. Bira veya iki duble rakı eşliğinde eşsiz manzaranın keyfini çıkarmak istiyorsunuz. Olmuyor. Neden? İçki yasak…
İmam yellenirse cemaat altına edermiş ya, bu da o hesap. Durumdan vazife çıkartan yardımcı imamlar içkiseverlere tatili zehir ediyorlar. Bu kadarla kalmıyor zorbalık. Sanat galerileri, resitaller, festivaller “içki içiliyor” bahanesiyle basılıyor, yasaklanıyor. Kimi belediyelerin rakı şarap tadım günleri, bira festivalleri artık yapılamıyor…
***

Ya eyyühel ihvan,
Bunca yasak ve zamların sonunda ne oluyor, biliyor musunuz? Olan, günün stresini bir iki kadeh içkiyle hafifletmek isteyen içkiseverlere ve gariban akşamcılara oluyor. Yasağın ve zammın hortlattığı sahte rakıya kurban giden akşamcının haddi hesabı yok.
Memnun musunuz eserinizden? Çok mu sevap kazandınız yasaklarınızla, zamlarınızla, bu yobazlığa verdiğiniz oylarınızla?
Hem size ne kimin ne yiyip içeceğinden? Başkalarına vasilik etme, onların yaşam tarzını sorgulama ve kısıtlama hakkını nereden alıyorsunuz? İnancınıza göre içki yasaksa siz içmeyin ihvanlar, başkasına ne karışıyorsunuz?
Ha, içki haram, öyle mi? İnancınızın içkiyi kesin olarak yasakladığından emin misiniz?
Hemen, “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Sofra 90) ayetini hatırlatmayın. Siz o ayeti hatırlatırsanız, İbn’ül Sallama Hükümran Efendi de “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için ibret vardır” (Bal arısı, 67) ayetini hatırlatır.
Aklınızı kullanıp ibret almadınız mı? O halde, “Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, namaza yaklaşmayın” (Kadınlar, 43) ayetinden ibret alın bari. Yani, “zinhar içmeyin” diye kesin bir emir yok, sarhoşluk geçince namaz kılınması yolunda tavsiye var.
Hem sizler, ecdat bellediğiniz padişahlardan halifelerden daha mı iyi biliyorsunuz? Hatırlatmalı ki, içki içmeyen padişah halife yok gibidir. Yıldırım Bayezid içkiye düşkün idi. Kanuni Sultan Süleyman’ın da bir dönem içkiye düşkünlüğü vardı. Kanuni’nin oğlu II. Selim’in adı “sarhoş”a çıkmıştı. IV. Murat içkiye düşkünlüğünden genç yaşta vefat etti. Her iki Mahmud’un ayık gezdikleri vaki değildi. Abdülmecit ise düpedüz “alkolik” idi…
Bunları biliyor ve ibret almıyorsanız, en hafif deyişle ayıp!
Hele de Diyanet evliyaları! Gariban akşamcıyı, içkisever insanları günahkâr ilan edip onların fahiş zamlı fiyatlar üzerinden ödedikleri vergilerle nafaka doğrultmak nasıl bir ikiyüzlülük?
***
Ya eyyühellezine âmenû,
Elbette bunları biliyorsunuz da, içkiseverlere zulmetmekten geri kalmıyorsunuz. Çünkü, demokrat değilsiniz, laikliği içki içmekten ibaret sayan generalden farkınız yok. Aynı soydan geliyorsunuz, başkalarının da kendiniz gibi bir hayat sürmesini istiyorsunuz. Bunun için de, sizi doğruladığını zannettiğiniz bir ayetin yanı sıra, içkinin bütün kötülüklerin anası olduğu yolundaki gerçekliği tartışmalı hadislere sığınıyorsunuz.
Bütün kötülüklerin anasının içki olduğundan emin misiniz?
Eminseniz, İbn’ül Sallama Hükümran Beyefendi der ki, içki içenler hiçbir zaman hiçbir yerde dindar kılıklı yobazlar kadar zararlı olmadılar.
Görmüyor musunuz, Irak ve Suriye’de tekbir getirerek insan boğazlayan katilleri, kadınları ve çocukları esir pazarlarında satan sözde mücahitleri; içki içmiyorlar.
Suruç’ta gençleri, Ankara Gar Meydanı’nda solcuları Alevileri Kürtleri katledenler, Sivas Madımak’ta sanatçıları yazarları yakanlar da içki içmiyorlardı.
İkinci Cihan Harbi’nde dünyayı kana bulayan Hitler, içkinin damlasını ağzına koymuyordu.
Hatırlatmalı ki, rüşvet ve yolsuzluk parasıyla evinde dolar tepeciği yükselten, ayakkabı kutularında dolar istifleyen zekât hırsızları da içki içmiyorlar.
Elinizi vicdanınıza koyun söyleyin, kim daha kötü ve zararlı? Onlar mı, yoksa akşamları veya günün bir saatinde kimseye zarar vermeden iki kadeh içenler mi?
Elinizi vicdanınıza koyun söyleyin, eleştirilemez ve sorgulanamaz inançların egemen olup refah ve saadete erişmiş bir tek ülke var mı?
Elinizi vicdanınıza koyup fikreyleyin, İslam dünyası neden derin bir zillet, cehalet, yoksulluk ve sefalet içinde kıvranıyor?
İçki düşmanlığının ardında, hırsızlığı yolsuzluğu zorbalığı dikkatlerden uzak tutma niyeti olabilir mi?
Sahi ey iman edenler, içkiye karşı çıktığınız kadar neden rüşvete, yolsuzluğa, zekât hırsızlığına, zorbalığa, adaletsizliğe karşı çıkmıyorsunuz?
Sizler bu sorulara yanıt arayadurun, Daryush Shayegan’ın “Yaralı Bilinç” adlı kitabındaki anekdot Cuma hediyemiz olsun.
Aşk ile ihvanlar!
Hırsızların hükümette olduğu ülke
Yıllarca ülkesinden uzak kalmış İranlı ülkesine döndüğünde, havaalanından evine gitmek için taksiye biner… Yolda şoföre ilk tütüncüde durmasını söyler. Taksici, “Tütüncüde ne yapacaksınız beyim?” diye sorar.
– Sigara alacağım…
– Sigarayı artık camide satıyorlar beyim.
– Camide mi? Yahu cami Allah’ın evidir, oraya ibadet etmeye gidilmez mi?
– Hayır beyim hayır! İbadet etmek için artık üniversiteye gidiliyor.
– Allah allah! Peki o zaman öğrenim nerede yapılıyor?
– Öğrenim hapiste yapılıyor beyim.
– Hapiste hırsızlar yok mu?
– Hırsızlar artık hükümette beyim…
Yanlış anlaşılmasın. Anekdot İran’da geçiyor.
Orası İran, burası Türkiye!










