“Hişt, Hişt”, Sait Faik’in bir öyküsünün adıdır. Yaşadığımız olaylarla sık sık aklıma gelen bu öykü, yanlış yola sapanı uyarıyor, onun daha dikkatli davranması üzerine kurulmuştur. Sanatın amacı tam da değil mi? Sanatın bu barışçı uyarısını duymak istemeyenler sanatı ve sanatçıyı toplumdan uzaklaştırmaya çalışıyor.
Bu ülkeyi kurtaran, Cumhuriyet’imizi kuran Atatürk’ün adını sildiler!
“Hişt, hişt!”
Kimi devlet kurumlarından “T.C.”yi kaldırdılar!
“Hişt, hişt!”
Ulusal bayramların kutlanmasını yasakladılar, katılanlara gaz sıktılar!
“Hişt, hişt!”
Kurtuluş Savaşı’mızın önsözü sayılan Çanakkale Savaşı’nı Mustafa Kemal adını anmadan kutladılar!
“Hişt, hişt!”
Devletin resmi dairelerinde Atatürk’ün resmi asılması gerekirken, onun yerine Osmanlı toplumuna otuz üç yıl koyu istibdat yaşatan, döneminde en çok toprak kaybı olan, Kars, Ardahan Artvin’i, kendi malı imiş gibi savaş tazminatı olarak veren, Kıbrıs’ı gönüllüce İngilizlere bırakan 2. Abdülhamit’in resimleri asılıyor!
“Hişt, hişt!”
Atatürk bize “çağdaş uygarlığı” hedef gösterdi. Şimdi gidilen yön her konuda tam tersi!
“Hişt, hişt!”
Duyuyor musunuz?
“Hişt, hişt!”
Aklımızla, bilimle, sanatla sizi hep uyaracağız. Siz düzelinceye kadar, bizden her yerde, dört yandan sürekli tek bir sözcük duyacaksınız:
“Hişt, hişt, hişt, hişt!”
Zafer, aklın, bilimin, sanatın olacaktır.





