Beş sene önce iyi niyetli olduğu halde yapılan hata sonucu şirket sağlığını tehlikeye atanlar için “Nakit akışı ihmale gelmez” uyarısı yapmış ve çözümlerini de yazmıştım. Bir sene önce ise büyük artış gösterdiği için “Konkordato salgını önlenmelidir” tavsiyesinde bulunmuş ve kar topu gibi büyüyen yıkıcı etkisini gündeme getirmiştim.
Ancak düşündüm ki; gerçek konkordato ihtiyacı beliren şirket ile fırsatçıyı ayırmak gerekiyordu. İşte bu günkü konumuz da bu ayrımı yapmak üzerinedir.
İşin hukuki tarafı ile değil ahlaki ve ticari tarafı ile ilgili olduğumuzu da baştan belirtmeliyim. Konkordatonun en yıkıcı sonucu, bu hakkı elde eden şirketin borçlu olduğu işletmeleri de ateşe atmasıdır.
Nasıl mı?
Konkordato talebi kabul görüp onaylanan şirketler, belli bir süre devlet kontrolüne giriyorlar. Olumlu tarafı budur. Ancak bu zaman diliminde (mahkemece belirlenen), alacaklılar haciz işlemi başlatamıyorlar.
Peki kötü niyetli bir şirket bu kapıyı nasıl aralayabiliyor?
Öncelikle bu fırsatçıların empati yoksunu olduğunu ve dara düşecek tedarikçilerinin riske giren ticari yaşamları ile hiç ilgilenmediklerini kenara not edelim.
- Yukarda da belirttiğim gibi konkordato şartlarının başında nakit akışının bozulması geliyor. Peki bu fırsatçılar için nakit akışını bozmak o kadar zor mu?
Hayır, alacaklıların hakkı olan parayı usulüne uygun (!) şekilde şirket dışına çıkarmakla hem istenen şartlar oluşuyor hem de o para dışarda çeşitli finansal yatırımlarla refah artırıcı araç haline gelebiliyor. İşin kötüsü yakın çevrenin gözü önünde gerçekleşen ve düşmeyen yaşam standardı da özendirici oluyor.
- Hilenin bütün çeşitlerini bilmemiz elbette mümkün değildir. Zira bunlardaki yaratıcılık bizi aşmaktadır. Ancak depoların aşırı doldurulması ve bir kısmının nakit ödeme karşılığında alış fiyatının altında elden çıkarılması bir işarettir.
Daha sonra o eldeki paranın izi sürülmelidir. Başka bir şirkete devredilmek üzere gayrimenkul yatırımı en yaygın usullerdendir. Ancak minareyi çalan kılıfını önceden hazırlayacağından, tespiti zorlaştırmak için bu işlemlerin zamana yayılması da ihtimal dahilindedir.
- Bu işletmelerden alacaklı olan her tedarikçi zincirleme olarak kendi tedarikçilerini de zora sokuyor. İşte domino etkisi dediğimiz budur.
- Bunun için sadece kamu ve finansal alacaklar yapılandırılmalıdır. Zira hem borç öteleme ile yıkılmayacak 2 muhatap bu kurumlardır hem de bu sürecin cazibesini azaltmak gerekmektedir. Çarkların düzenli işleyebilmesi için ticari borç ödemeleri kesintiye uğramamalıdır. Belki kızanlar olabilir ama bu neredeyse zorunluluk haline gelmiştir. Örneğin aile içinde ticari faaliyeti olan bir amcadan veya dayıdan vadesi belli olan bir borç alındıktan sonra “ben sana bunu ödemiyorum” denebiliyor mu? Hayır. Peki 7 kat yabancıya nasıl rahat söylenebiliyor?
- Bu bakımdan bu fırsatçıların tespiti için daha hassas bir denetim süreci gerekiyor. Böylece koruma zırhını kuşanmanın o kadar kolay olamayacağı gösterilmiş olabiliyor.
- “Hazine ve Maliye Bakanlığı, ‘çok harcayıp az gelir beyan eden veya hiç beyan etmeyenlerin’ peşine düşecek” haberi geç de olsa alınmış olumlu bir kararın ifadesidir. Ancak bu durumun katmerlisini yukarda anlatmış bulunuyorum. Aradaki önemli fark, haberde bahsi geçen grup sadece devleti zora sokarken; konkordato fırsatçıları hem devleti hem de orta ve küçük ölçekteki tedarikçileri aileleriyle birlikte sıkıntıya sokmaktadırlar. Sosyal devlet anlayışıyla bu çok geniş kitlenin mağduriyeti giderilmelidir.
Bu fırsatçıların sayısını az bulan veya cesaret gösteremeyeceklerini düşünenler için iki örnek vereceğim.
- Sivas’ta en çok vergi veren ikinci isim Sivasspor’lu yabancı futbolcu Charisis olmuştur. Elbette futbolcu da bu duruma şaşırmış olmalıdır.
- Bolu’da 2024 yılında en çok vergi ödeyen kişi YouTuber Burcu Atik olmuştur. Atik ailesi kamp videoları çekip yayınlayan bir vergi mükellefidir. Eminim diğer illerimizde de benzer örnekler bulunmaktadır. Bu yarışta kendilerini zorlayacak bir sanayici, üretici veya satış şirketlerinin olmaması ise düşündürücüdür.
Ödediği vergi ile övünen değil, ondan kaçışı saklayabildiği için huzura eren bir kitleye sahipseniz, konkordato hilesi bunun sadece bir sonraki adımıdır. Bizler vergi denetimlerinin yetersizliğinden bahsederken, bazı iş çevrelerinin vergi denetimlerinden şikayetçi olması ise çok normaldir. Zira alışkanlıkların devam etmesi istenmektedir.
Sonuç olarak; konkordato kulvarı bazı kötü niyetli şirketlerin vurgun yeridir.
Hilenin özeti:
‘Vadeli al, peşin sat. / Borcu şirkete bırak, nakiti taşımaya bak. / Şirket için konkordato kararı aldır. / Sonra o borcun da önemli kısmını ortadan kaldır. / Böylece küçük işletmeler birer birer batar, hileyi yapan huzur içinde yatar.’
Duyuyoruz ki; Adalet Bakanlığı’nın görüşe açtığı İcra ve İflas Kanunu’nda değişiklik sağlayan Cebri İflas Kanunu taslağı, konkordato sistemine önemli değişiklik getiriyor. 31 Ocak 2026’ya kadar görüşlerin alınacağı taslakta konkordato kurumu güçlendiriliyor.
Bana göre, konkordato başvurusu için istenen belgeler arasında en önemlileri borçlunun mali tablolarıdır. Son 3 yıla ait bilanço ve gelir tablosu, nakit akış tablosu (paranın izini sürmek için) ve sermaye yapısını gösteren belgeler ilk bakılması gerekenlerdir.
Bu sakıncalı girişimlere mutlaka engel olunmalıdır. Zira haksız konkordato kararlarının; çok sayıda işletmeyi zora sokmasının neticesi devletin de vergi kaybıdır. Bu bakımdan aciliyeti vardır.





