Sanatçılar bir ülkenin yüz akıdır. Büyük bir yazar, her koşulda doğruyu yazandır. Bundandır, dünyadaki kimi yönetici büyük yazarları değil, küçükleri sever.
1954 yılı başında ünlü yazarımız Sait Faik sağlık nedeniyle Paris’e gitmek amacıyla pasaport almaya çıkıyor. Görevli soruyor: “Adın? Soyadın?” Tamam. “Mesleğin?” sorusuna Sait Faik, “Yazarım” diyor. “Yazar olduğunu gösteren bir yazı’’ isteniyor! Bu kez yayınevini arıyor Sait Faik. Durumu anlatıyor, yazarlık belgesi diyor. Yayıncı da, “Öyle bir belge veremeyeceğini!” söylüyor.
Mustafa Kemal’in düşünce yapısının oluşmasında, esin kaynağı olarak Namık Kemal ile Tevfik Fikret’in adları öne çıkıyor. Yerli, yabancı dört bin dolayında kitap okuyan Atatürk, sayısız yazarın görüşlerinden yararlanmıştır. Örneğin Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı romanını elinden düşürmemiştir. Atatürk’ü büyük kılan okuduğu kitaplardır.
Kimi yöneticiler kitabı baş tacı yaparken, kimisi kitaba, yazarına savaş açmıştır! Mustafa Kemal, kendisine aydınlığın kapılarını açan Namık Kemal’i el üstünde tutar, 2. Abdülhamit ise onu zindanlarda çürüttü. Tevfik Fikret’e gün yüzü göstermedi. Nâzım Hikmet’e, Aziz Nesin’e yapılanlar aklımıza geldikçe güleriz. Onlar ki, ülkemizi dünyaya karşılıksız tanıtan elçilerimizdir. Yabancı ülkelerden dönenlerden duyuyoruz. Taksilerine bindiklerinde, Türk olduklarını anlayınca, “Nâzım Hikmet, Aziz Nesin!” hatırı için para almadıklarını söyleyenler var. Bunun adı, yabancıların ülkemiz için güzel duygular taşımasıdır.
Siz hiç orta birdeki öğrencinin Shakespeare okuduğuna tanık oldunuz mu? Diyarbakır Dicle Köy Enstitüsü mezunu, günümüzün ünlü yazarı Adnan Binyazar okula kayıt olduğunun haftasında Shakespeare ile tanışır! Hamlet’i tekrar tekrar okur. Okulun niteliğine bakar mısınız? 1950’lerin başı. Köy Enstitülerini, orada çok kitap okunduğu için kapattılar dense yeridir. Hep başarılarıyla anılan Köy Enstitüleri’nden Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Başaran, Binyazar, Kaftancıoğlu daha onlarcasının yazar olmasının nedeni; orada kitap okunuyordu. Ortaokulda, lisedeki öğretmenliğimde öğrencilerime yılda 25-45 arası kitap okuma ortamı hazırladım! Sayılar inanılmaz gelebilir. Öğrencilerimin adım atışları değişiyordu. Onlar istedikleri okulları kazandı. 1980 darbesi hemen öncesi Demirel Başbakan’ken Hopa’dan Yozgat’a sürülmem de kitaplarım nedeniyle olmuştu!
Bir zamanlar sabahın ilk sorusu, “Bugün İlhan Selçuk ne yazmış?” olurdu. İlhan Selçuk okunarak güne başlanırdı.
En önemli organımız beynimizdir. Beynimizi besleyen ilk sıradaki kaynak ise kitaptır. Okuma alışkanlığı donanımlı okullarda, seçkin öğretmenlerle verilir.
Toplum olarak yazarlara, kitaplara ne kadar yakınız? Bence çok çok uzağız. Televizyonda bilgi yarışmalarında kitapla, yazarla ilgili soru gelince ağzımız açılmıyor! Sırası gelse Sait Faik’ten yazarlık belgesi isteriz, “Kalemimle geçiniyorum” diyeni “kalem tüccarı” sözüyle niteleriz.





