PKK’nın varakparesi (kâğıt parçası) huzur, barış, demokrasi getirmez, bu nedenle de tarihi bir fırsat filan değildir. Lozan’a, Türkiye Cumhuriyeti’ne imha, inkâr, asimilasyon diye bodoslama saldırmak da, buna “tarihi fırsat” filan gibi taklit mücevherli laflarla yalakalık etmek de alçakça, aşağılık bir küstahlıktır, şımarıklıktır.
Küstahlığa bakınız! İçeride, dışarıda ültimatom vermedikleri, diskur çekmedikleri, hatta çaktırmadan tehdit etmedikleri hiç kimse kalmamış. İçeride iktidar, ana muhalefet, TBMM, sivil toplum örgütleri, sendikalar, basın, aydınlar ve hatta bilumum ahali “sürece” destek vermeliymiş!.. “Uluslararası kamuoyu da…”
Uluslararası kamuoyu, niye nasıl destek vermeliymiş. Lozan yüzünden bağımsız kürdistan kurulamamış ya… Türkiye Cumhuriyeti’nin savaşta rezil edip yendiği ve kendilerinin şimdi uluslararası kamuoyu dedikleri emperyalistler Lozan’da bu antlaşmanın altına imza attıkları için, devletsiz kalmalarından onları da sorumlu tutuyorlar ve diyorlar ki yani: “Biz öldüre öldüre Türklere böyle diz çöktürdük, bu işe fevkalade teşne bir iktidar da koltukta… Gelin şimdi yüz yıl önce yediğiniz haltı temizleyin, o zaman yapamadığınızı şimdi yapın!..”
Yani SEVR’İ DİRİLTİN!!!…
E haklılar… O emperyalistlerdi Sevr’i yazıp. Ermenilerle birlikte Kürtlere Anadolu topraklarında ülke, devlet uyduranlar; o emperyalistler de Lozan’dan ve Türkiye Cumhuriyeti’nden hiç hazzetmemişlerdi Kürtçüler ve İslamcılarla birlikte. Cenazeyi öldürene dirilttirecekler, dillerinin altındaki bakla bu.
Öcalan’ın Şubat açıklamasında yer verdiği, geçmişte de yalandan sık sık dile getirdikleri “hayır efendim biz artık özerklik, federasyon, bağımsızlık filan olmayacağını kabul ettik” zevzekliğiyle Lozan’a, Türkiye Cumhuriyeti’ne böylesine saldırı, “uluslararası kamuoyu adı altında emperyalistlerin kurtlar sofrasına davet edilmesi nasıl bir araya gelir!!??
Bu düpedüz Türkiye’yi yok edin, bu topraklar Kürdiye Cumhuriyeti olsun demenin Amerikancası mıdır?
“PKK adıyla eylem yapmayacağız…”
Yani mesela “YPG adıyla yaparım.” Bu da herhalde Fransızca küfür!.. Yoksa bunların ağababası alçak Amerika Suriye’nin kuzeyine 85 bin kişilik orduyu niye kurdu? Efendim onlar Şara’ya katılıp onun ordusunun parçası olacakmış.
Bir kere görünen fotoğraflar dışında Şara’yı adam yerine koyan yok. O da “herkesin adamı”nı oynuyor. Amerika, İsrail, hele Fransa, İngiltere… Recep bile, Şara’nın kendi adamı olduğu iddiasında. Rusya ile derin teması olmadığını kimse söyleyemez.
İkincisi YPG/PYD ABD’nin IŞİD’e karşı yerel ordusu değil miydi? ABD bunu açıkça söyledi, YPG/PYD de hiç itiraz etmedi. Peki Şara kim? Bildiğin IŞİD!.. IŞİD’le mücadele etsin diye Amerika’nın onca masrafla, emekle kurduğu 85 bin kişilik ordu, PKK kendini feshetti diye diye dağılıp, çiftçilik, esnaflık, parası varsa sanayicilik yapacak, öyle mi? Hele daha üç gün öncesine kadar Şara ile savaşan YPG, şimdi Şara’nın ordusu olacak, PKK’lılar da onun içinde eriyecek öyle mi? Şeyini şeeettimin şeyi… Biz de ahmaktık!
Recep, birkaç lafı güzaf dışında susuyor. Bahçesi kurumuş Devlet de yine birkaç edebiyat, hamaset, “ULU ÖNDER APO’YA TEŞEKKÜRLER…” dışında aslında konuşmuyor; daha doğrusu konuşuyor ama bir şey söylemiyor.
Recep pusuda… Sonucu tam olarak görmek istiyor. Kendi istediği gibi ve kendi istediği kadar olumlu olursa otsuz Bahçeli’yi de bir kenara itip her şeye sahip çıkarak iç siyasette tepe tepe kullanacak, oya tahvil etmeye çalışacak. Olumsuz olursa “valla ben masumum hâkim bey” diyecek.
Ama daha önemlisi…
Açıklamanın yayınlandığı akşam Fatih Altaylı çok önemli bir soru sordu:
“Bu açıklamayı Erdoğan görmemiş, bilmiyor olamaz. Öyleyse bu LOZAN vurgusuna niye rezerv koymadı?”
Velev ki görmedi, bilmiyor… Sabahın 9’unda resmi mesai başlar başlamaz yayınlanan bu küstahlığı kaçta öğrendiyse, en azından Fahrettin Altun üzerinden bir açıklama yaptıramaz mıydı, Lozan’ın Türkiye için önemini vurgulayan?
Gördü, biliyor. Dolaylı açıklama da yaptıramaz değil yaptırmaz!
Tam tersine, metni okuyunca “hay ağzını sevsinler Apo’cuğum. Ben de mıy mıy bir şeyler söylüyordum. Ama her istediğimi söyleyemiyordum. Allah razı olsun, üstümden büyük bir yük aldın” demiş olması, hatta bu kadar ketum kaldığına göre çok büyük bir ihtimal…
Çünkü İslamcı gericilerin ve Kürt gericilerin Lozan, Cumhuriyet, Atatürk konularındaki nefreti tamamen aynı dozda, aynı kıvamda. Hepsi anti-Lozan, hepsi pro-Sevr, emperyalist destekçileriyle birlikte!..
Bir kere daha seçilmek gibi, ölene kadar hep seçilmek gibi başka beklentileri olan Recep’in suskunluğu bu nedenlerle kolayca izah edilebilir.
Amma ya Otsuz Bahçeli?..
Soru çoook… Niye durup dururken şimdi? Niye kürsüden ip attığı gün “umut hakkı” dememiş de bugün dedi? Dün DEM’in kapatılmasını isteyip, kapatmayan Anayasa Mahkemesinin de kapatılmasını isteyen bu hilkat garibesi bugün niye DEM’le kanka? Niye Sırrı’nın fotoğrafını okşuyor? Bu nasıl omurgasızlık, kemiksizlik!!!…
Bunun cevabı galiba şu: Otsuz da, onun abisi Türkeş de hep böyleydi. Kıbrıs’a soydaşları korumak için askerî harekât yapıldığında da, Amerika’nın baskısıyla konulan haşhaş ekimi yasağı kaldırılınca da Amerika’ya danışmadan nasıl yaparsınız” diye küplere binendi “MİLLİYETÇİ” Türkeş.
Partisinin yerel gençlik kolları üyeleri, İncirlik’in deniz versiyonu olan, Marmaris’teki Aksaz Nato deniz üssünü sahilden protesto edince Marmaris gençlik kolları yönetimini toptan görevden alan da Türkeş’in halefi Otsuz’du.
Durup dururken umut hakkı zevzekliği etmekten tutun bugün “ulu önder Öcalan’a teşekkür”e kadar yediği her herze bu Amerikan tapınıcılığından kaynaklanır. O Amerikan askeri okullarında eğitim görmemiştir ama abisi Türkeş’ten böyle öğrenmiştir.
Yani “omurgasızlık, kemiksizlik” bize göre… Oysa onun omurgası düpedüz Amerika, emperyalizm, antikomünizm!..
PKK’nın açıklamasında apaçık yer alan Lozan, Cumhuriyet, dolaylı olarak Atatürk düşmanlığı, ister istemez insana, Sırrı Süreyya’nın “Cumhuriyet’in ne hıyrını gördük” zevzekliğini ve “kör ölür badem gözlü, kel ölür sırma saçlı olur” atasözünü hatırlatıyor.
TBMM, Lozan’ın, Cumhuriyet’in (ve demokrasinin) en temel, en hayati kurumu Oradaki milletvekilliği, hele hele Başkanvekilliği koltuğu ise bunun en önemli simgesel makamı. Hem Cumhuriyet meclisinde milletvekili olmuşsun 4 dönemdir, hem yetmemiş, o Cumhuriyet meclisini yöneten koltuğa oturmuşsun ve diyorsun ki Cumhuriyetin ne hayrını gördük ki!…”
YUH!!!… Daha ne hayrı bekliyordun ki!..
Efendim ben vaktiyle solcu olduğum için çok hapis yattım, çok işkence gördüm…
Seni Cumhuriyet mi hapsetti, sana Cumhuriyet mi işkence etti?..
Velev ki öyle… E şimdi o nefret ettiğin Cumhuriyet’in meclisini yönetirken “ne hayrını gördük” nasıl bir densizlik?!..
Ya “Cumhuriyet’in ne hayrını gördük” deme, ya o koltuğa oturma, o kırmızı pasaportu taşıma, o kırmızı plakayı kullanma, o maaşı alma. En kibar ifadeyle AYIP!
Aynı şey bütün DEM ve AKP milletvekilleri için kesinlikle söylenmeli. TBMM Lozan’ı, Lozan TBMM’yi meşrulaştırmıştır. Lozan’ı reddederseniz kırmızı plakaları da, kırmızı pasaportları da, ömür boyu aile boyu sağlık desteğini de REDDETMELİSİNİZ! Ya da tersi; öncekilere itiraz etmiyorsanız Lozan’a, Cumhuriyet’e de gıkınız çıkmamalı…
Yiğitlik, omurga, kemik budur. Fransa hükümetinin Cezayir Politikalarını eleştirdiği için Nobel edebiyat ödülü verilen Jean Paul Sartre, “ben hükümetimi ödül almak için eleştirmedim” mealinde bir mektupla reddetmiştir.
Türkler de hükümetle alabildiğine kavga halinde… İmamoğlu, Can Atalay, Kavala, Demirtaş, Yüksekdağ,… Kimi Türk kimi Kürt… Yani siyasi iktidar Türk’e de saldırıyor. Ama özerklik, federasyon, bağımsızlık diyen yok. İçeride mücadele ediyor. Tayfun Kahraman’ın Vera’sı bile… Oysa Türk tarihinde, kafası bozulunca ayrı devlet kurma hadisesinin örneği çok. 16 devlet neyin nesi?
Son olarak…
Kürt isyancıların, İslamcı isyancıların isyanını onaylamasak bile anlamak, izah etmek mümkün. İsyan edersin, başarırsan devletini kurarsın. Amma hem başaramayıp hem de isyan ettiğin devlete “bana ordunla cevap verme, beni öldürme, sadece beni kabul et, beni tanı, yoksa emperyalist abilerimi yeniden çağırırım, sürekli başına bela ettiğim gibi…” demek ne yiğitliktir, ne omurgadır, ne kemiktir. Alçaklıktır.
Ancaaak…
Soralım. PKK’nın küstahlığı, şımarıklığı sadece kendisini başarı kazanmış zannettiğinden, dolaysısıyla kendine bu kadar yüksek özgüveninden mi kaynaklanıyor.
Hayır. Önce emperyalist abilerinden kaynaklanıyor. Sonra da… Benim ilk kez “Vatanım Sensin” dizisinde duyduğum bir atasözüyle bitirelim:
“KALTAK İÇERDEYSE KAPI KİLİT TUTMAZ!!!…”







