Tüketici Güven Endeksi’nin (TGE) şubatta 2 puan artarak 85,7’ye yükselmesini, “Tüketici güveni 11 ayın en yüksek düzeyinde” şeklinde değerlendirmek ve üstelik bir ekonomi yazarının ağzından okuyucuya servis etmek en azından özensizliktir.
Zira ortada tüketici güveni yok ki; arttığı veya eksildiği konu edilebilsin…
Herkes biliyor ki; Endeks 0-200 aralığında değer alır. Endeksin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumun, 100’den küçük olması ise tüketici güveninde kötümser durumun işaretidir. Yani endeks artışı ile güven artışı başka başka şeylerdir…
İşte bunun için yukarda belirttiğim 85,7’lik değer, tüketici güvensizliğinin devam ettiğini ancak kötümserliğin biraz azaldığını gösterir. Yani “tüketici güveninde bir artış” söz konusu değildir.
Sadece ekonomide değil hayatımızın her ayrıntısında, “hiç olmayan bir şey” üzerinden olumlu veya olumsuz yönde değişimden söz etmek yanlıştır.
İşte bunun için bir endeks belirlenmiş ve 100 sınırının altında kalan her değerin “güvensizlik” şeklinde ifade edilmesini emretmiştir. Örneğin varsayalım ki; bir ay önce 65 olan TGE, ertesi ayda 98 olsun, burada büyük bir değişim var değil mi?
Evet ama bu sadece endeks değişimidir ve hâlâ tüketici güveni söz konusu değildir. Eğer bu değer 98 yerine 101 olsaydı, o zaman “güven artışının başladığı” şeklinde bir ifade doğru olabilirdi.
Tüketici Güven Endeksi (TGE), TÜİK tarafından anket yoluyla derlenen verilerle oluşturuluyor. Bu yapılırken, birden fazla başlık ele alınıyor. Bunların arasında tüketicilerin kişisel maddi durumları (geçmiş performans ve gelecek beklentisi), tüketicilerin ekonominin genel durumu ile ilgili görüşleri (ve beklentileri), tasarruf etme durumları (ve beklentileri) gibi değişkenler bulunuyor. Tüm bu farklı değişkenlerin ayrı ayrı endeks değerleri belirlendikten sonra da ortalamaları alınarak TGE oluşturuluyor.
Elbette tüketiciye doğru sorular sorulduğunda doğru sonuca ulaşılabilir.
Bundan 6 yıl önce TÜİK endekste bir değişiklik yapmış, ben de sonrasında bunun yanlış olduğunu ve bu şekilde doğru sonuca ulaşılamayacağını iddia etmiştim.
O günkü değişikliği özetleyelim…
TÜİK, tüketici güven endeksi hesaplamasında kullandığı dört alt endeksten ikisi olan “işsiz sayısı beklentisi” ve “tasarruf etme ihtimali” başlıklarını hesaplamalardan çıkardığını, Eylül 2020’de yayımladığı açıklamalarla duyurmuştu. Bu sayede Eylül’de, 200 üzerinden 61,8 olması gereken endeks, yeni hesapla 82 olarak karşımıza çıkmıştı!
Evet amaç hasıl olmuştu ama bizim tüketicimiz açısından en hayati gerçekler ise göz ardı edilmişti. TÜİK açıklamasında, “Avrupa Komisyonu’nun standartlarına uyulduğu” belirtilmişti. Oysa AB ülkeleri ile aramızda “işsizlik sorunu” ve “tasarruf imkanları” açısından büyük uçurum dikkate alınmamıştı. Buna rağmen güvensiz alan varlığını sürdürmüştü…
Şubat 2026’ya gelindiğinde ise TCMB’nin ‘Merkezin Güncesi’nde, istatistiğin Avrupa Komisyonu’nun öngördüğü çerçevede tutulmasının sakıncaları belirtiliyor ve bazı değişiklikler hakkında bilgiler veriliyor.
Aşağıdaki tek cümle her şeyi anlatıyor…
“Avrupa Komisyonu eşgüdümünde çok sayıda ülkede uygulanan tüketici eğilim anketi, standart bir çerçeveye sahip olduğundan, soru setinin ülkeye özgü ayrıntılı sorular içerecek şekilde revizyonuna sınırlı ölçüde imkân tanıyor…” diye devam ediliyor.
“Günaydın” demek gerekmez mi?
Gerçeği görmek için aradaki zaman farkının 6 yıl olması normal mi?
Elbette değişik ülke tüketicilerinin beklentileri, hayata bakışları ve öncelikleri farklıdır ve bilinmeyen bir şey de değildir. Bir İtalyan ile bir Türk’e aynı soruların uygun olamayacağını Eurostat’ın dikkate almaması mümkün müydü?
Şimdi yine 2020 yılındaki yazıma dönelim ve yukardaki eksik değerlendirmenin o gün için nelere tesir ettiğine bakalım…
Üreticiler, perakendeciler, bankalar ve devlet, karar verme süreçlerinde verileri hesaba katmak için TGE’deki değişiklikleri izlerler. Yüzde 5’in altındaki endeks değişiklileri genellikle önemsiz olarak nitelendirilirken, yüzde 5 veya daha fazla olan endeks değişiklikleri genellikle ekonominin yönündeki değişikliğe işaret eder. Şimdi buradan soruyorum; alt endekslerde yapılan 2 önemli değişiklikle aynı ay içinde yüzde 33’lük sanal artış, bu kurumların önüne hangi gerçeği koymuş olabilir?
Üstelik daha sonraki ayları da etkileyecek olması unutulmadan…
Şimdi de çıkan sonuçlar üzerinden uygun görülen bazı gazete başlıklarını değerlendirelim…
- “Tüketici Güven Endeksi dip seviyeyi gördü” ifadesi doğrudur.
- “Tüketici güveninde ılımlı artış” bu günkü veriye bakarak yanlış değerlendirmedir.
- “Tüketici Güven Endeksi Şubat’ta arttı” ifadesi doğrudur.
- “Tüketici güveni Şubat’ta yükseldi” ifadesi bugün için yanlıştır.
Konunun anlaşılmış olduğunu ümit ediyorum…
Sonuç olarak; ne konuştuğumuzu iyi bilmemiz, rakamlardan daha önemlidir.
Zira verileri değerlendirme aşaması son noktadır ve akıllarda kalacak olan da budur. Üstelik akılda kalan yanlış değerlendirmeyi işe yansıtmanın sonucu ise önemli risk oluşturur…





