Sözünü çok duyduğumuz ama gerçek anlamda uygulanmasına sık rastlayamadığımız çalışmalardır. Ülkemizde, özel sektör içinde en fazla Koç Grubu şirketlerinde zaman ve kaynak ayrıldığını izliyoruz. Neticesi de sahaya yansıyor zaten…
OECD tarafından yapılan tanıma göre,“Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge), insan, kültür ve toplumun bilgisinden oluşan bilgi dağarcığının artırılması ve bu dağarcığın yeni uygulamalar tasarlamak üzere kullanılması için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmalardır.”
Ar-Ge yapan kuruluşlar (hem özel hem de kamu kurumları), üretim kalitelerini artırarak veya yeni ürün ve hizmetler yaratmayı amaçlayarak büyüyeceklerine ve gelişeceklerine inanırlar. Bu da niyetle ilgili kısmıdır.
Perakende sektöründeki örnek Migros’tur. Hem sektörümüzü ilgilendirdiği için hem de “zaman ve mekân” ifademe açıklık getirmek amacıyla biraz daha açmakta yarar var. 12 yıl önce kurulmuş, 300 civarında çalışanı olan bir Ar-Ge Merkezleri bulunmaktadır. Ar-Ge projeleri ile süreçlerin iyileştirilmesi, dijital dönüşüm, kayıpların azaltılması, maliyetlerin düşürülmesi, iş günü ve zaman tasarrufu, ek gelir yaratma ve sektörde rekabet avantajı sağlama gibi konularda kazanımlar elde etmekteler. Senelerdir bu kadar büyük bir insan ve finansal kaynak ayırmanın, yukardaki kazanımları garanti ettiği ortadadır. Ülkemizde bu sektöre ait bütün ‘ilk’lerin buradan çıkması da hiç tesadüf değildir.
Bu uygulamaların dışında kalan şirketleri hangi risklerin beklediğini gösteren uyarılar, 2025 yılında Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan çalışmada mevcuttur.
Burada bir yanlış anlayışın altını çizmeliyim. Önce proje hedefleri, kapsam ve bütçe belirlemek; daha sonra da araştırma takımı oluşturmak verimsizlik sebebidir. Zira en başa alınması gereken insan kaynağıdır. Eğer elde yoksa veya bulunamıyorsa çalışma başlatılmamalıdır. Yoksa şirket içindeki çalışanlardan asli işleri yanında ikinci bir iş olarak bu konuya odaklanmalarını beklemek isabetli olmaz. Kaldı ki, araştırma geliştirme tek seferlik işlem değil, bir süreçtir. Yani her seferinde takım oluşturmak çalışmaların kalitesini düşürür. Doğrusu, departman kurulduktan ve Ar-Ge kadrosu oluşturulduktan sonra projelere sıra gelmesidir. Aynen Migros örneğinde olduğu gibi…
Elbette her proje ilerlerken şirket içinde uzmanlığı olan insan kaynağının katılımı da sağlanabilir. Sistemin değişkenlik gösteren kısmı burasıdır. Ancak bu çalışmaların tek sahibi olmalıdır ve o da Ar-Ge personelinin oluşturduğu departmandır. Kaldı ki Ar-Ge merkezi kurmak isteyen firma belirli sayıda tam zamanlı Ar-Ge personeli istihdam etmek zorundadır. Ancak bu şekilde vergi avantajlarından, teşvik programlarından faydalanarak bu yatırımlar sürdürülebilir hale getirilebilir.
Başarılı şirketlerin veya ülkelerin Ar-Ge harcamaları yüksek olur. Bunun istisnası, departmanın doğru kurulamamasıdır. Temel sağlam olmayınca da gösterişli bina ayakta kalamaz. Ar-Ge çalışmalarının başarısı eğitimli ve yetkin insan kaynağına bağlıdır. Yani harcamayı planlamadan önce daha fazla nitelikli araştırmacıya sahip olmak gerekir. Yoksa kaynak boşa gider, başarı gelmez.
Ar-Ge çalışmalarında, ‘fikir üretme’ sırasında pazar ihtiyaçları doğru analiz edilemiyor ve fizibilite doğru yapılamıyorsa sonraki aşamalar zaman ve para kaybıdır.
Ar-Ge harcamalarını ek maliyet kalemi gibi görmek yanlıştır. Uzun vadedeki tasarruf ve rekabet avantajı dikkate alınmalıdır. Kaldı ki dünyada olduğu gibi ülkemizde de devletin bu harcamalar için çeşitli destekleri (vergi indirimi, SGK prim desteği gibi) bulunmaktadır.
Gelişmiş ülkelere göre henüz yolun başındayız. Ekonomik büyümeyi çok istiyoruz ama onun temelindeki itici güç olan fikir üretimini ihmal ediyoruz.
Ülkemizde 2024 yılında Ar-Ge harcamasına göre ilk 6 şirket (Tusaş, Aselsan, Roketsan, Ford, Havelsan, Arçelik) içinde başarısı ile harcaması orantısız olan tek şirket bulunmuyor. (Turkishtime)
Görüldüğü gibi Ar-Ge harcamasında başı çeken firmalar savunma, havacılık, otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde yer alıyor. Aynı zamanda bunların ileri teknoloji faaliyetleri ve işbirliği yapan girişimler olduğu da ortadadır.
Ülkemizin 2024 yılı Ar-Ge harcamasının gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki payı yüzde 1,46 oldu. (TÜİK)
Dünyada GSYH’ye oranla en fazla Ar-Ge harcaması yapan (2023 verilerine göre) ilk 6 ülke; İsrail (% 6,3), Güney Kore (% 5), Tayvan (% 4), İsveç %3,6), Japonya (% 3,4) ve ABD (%3,4) olmuştur. (OECD)
Türkiye yıldan yıla bu konuda artış kaydetse de (2023’te % 1,39), gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında Ar-ge harcamalarının payı hâlâ çok düşük seviyededir.
Sonuç olarak; Ar-Ge çalışmalarının sadece üretim, savunma ve havacılık, bilgi ve teknoloji, otomotiv, beyaz eşya, elektrik ve elektronik alanlarıyla sınırlı olduğu anlaşılmasın. Yukarda da örneğini verdiğim üzere her türlü ticari ve hizmet sektörü ile de ilgili, hatta sanatsal projeleri bile kapsadığı söylenebilir. Biraz daha ileri gideyim; kâr amacı olmayan, vatandaşlara değer sunmak üzerine odaklanmış kurumları da ilgilendirdiğini unutmayalım. Ar-Ge Merkezleri’ni geliştirirken, üniversitelerle işbirliği yapmanın da katkısı inkar edilemez.
Ayrıca vatandaşların refah düzeyleri ile ülkelerin Ar-Ge harcamaları arasında paralellik vardır. Refahı artırmak ve gelişmiş ülkelerle rekabet edebilmek için bu kaynağı artırmak zorundayız. Yoksa büyürüz ama kalkınamayız…
Bu konuyla çok karıştırılan inovasyon, Ar-Ge‘nin bir sonraki aşamasıdır. Yani Ar-Ge inovasyonun temelini oluşturur. O da önümüzdeki yazının konusu olacak…







