İkisinin kapısında da ‘’doktor’’ yazsa da, biri kesin doktor değil!
Biri, hocası tarafından gönderileni tam on sekiz ay (11 Ek. 2024/31 Mart 2026) 540 gün oyalıyor! Hiçbir işlem yapmıyor, üstelik işkenceye varan uygulamasıyla hasta edip evine gönderiyor!
Biri, (bir başka kurumda) doğrudan kendisine gelene dört saatte beş sonuç aldırıyor, ertesi bir günde yirmi saatte ameliyatını yapıyor, özel bir odada yatırıyor. Sonuç aldırma zamanıyla toplam 24 saatte işi bitiriyor. Hastanede sık sık yanına gelip nasıl olduğunu soruyor, telefonunu veriyor. Yaptıklarına ücret almıyor!
Biri, hocası tarafından gönderileni nerdeyse odasına sokmuyordu. Numarası ilk olduğu halde en sonunda zorla içeri girdi. Daha önce görüştüğü bir kadın profesör “Ameliyatınızı ben yapacağım! ” sözü, hatırlatılsa da duymadı.
Bu, bölüm başkanı, dışarda özel çalışıyor! Haftanın bir iki saatinde hastanesine ya geliyor, ya gelmiyor! Gelirse de özelinde görüştüğü hastalarla ilgileniyor! MR’ına varıncaya değin. Yanına gelene MR’da hiç sıra gelmedi. Yirmi küsür bin lira vererek dışarda MR çektirdi. Sonra hastanede yatarken hastalarına sordu. On gün, yirmi gün, en geç bir ayda sıra alınmış onlara. MR’yi getirdi kimse teslim almıyor. “Bizimle ilgisi yok!” diyorlar!
En az elli kez hastaneye gitti. 12 Aralık 2025 günü saat10. 30’da gittiğinde hasta yatıran doktora sıra sordu. Yüzüne bakmadan, ayak seslerinden tanımış olmalı: “Öğleden sonra gel de bakayım!” dedi. Yani üç saat bekle diyor. Bunlar emri yukardan almışlar. Karşısındaki sandalyeye oturdu. “Bekleyeceğim” dedi. Birkaç dakika sonra lütfen baktı: “Haa sizin sıranız gelmiş!” Beş sonuç daha istiyor doktor bey! Bu üçüncü sonuç isteme. Oraya koş, buraya koş!
Aralık ayı ortasında kaloriferi yanmayan, sıcak suyu akmayan soğuk bir depo buldular. Evet depo! Her türlü araç, gerek orada, her saat kapı açılıyor eşya alınıyor. Doktor bey, hocasına tek yataklı oda sözü vermişti!
O soğuk odada beş gün yatırdılar. Hiçbir işlem yapmadılar. Trabzon sokağından gelen, buradaki hocasının gözdesi (!) beşinci gün, gece saat onda geldi, hastaya “çık!” dedi. Ayağını yere vurup, “Seni burda yatırmayacağum!” deyip dosyayı alıp gitti! Comadin kullandığı için akşam sabah iğne olan hastaya iğne yapılmadı. Ankara’nın en has hastanesine bak! Sanki hasta camdan girip beş gün yatmış, şimdi çıkarıyorlar. Sabah beş doktor birden geldi! Arkasından baş doktorun en yakını, saçsız olanı geldi, yalan üstüne yalanlar söyledi. Hasta, “Ben gidersem bir daha gelip yüzünüzü görmek istemem! Gazeteciyim, yazarım, öğretmenim!”
Oradan ayrılınca doktorun hocasına tüm bu yapılanları yazar, gönderir. Hocası da, dokunmadan anlı şanlı öğrencisine iletir. Öğrencisi neye uğradığını bilemez. Abuk sabuk konuşmaya başlar:
“Bana inanmıyorsunuz da bir hastaya mı inanıyorsunuz?” Hipokrat andı içmemiş, kaytarmış bu! “Bana bunu bir daha göndermeyin!” Doktora bak, doktora! Hasta dediği ise, “Ben bir öğretmen olarak notunu veriyorum: Otur! Sıfır!” deyip defteri kapadı. Efendi! “Hain”in kim olduğunu anladın mı?
Bence bu doktoru ve elemanlarını diğer doktorun yanına zorunlu olarak beş yıl çıraklık eğitimine göndermeli! Sonra sınava almalı!







