Ülkemizi terör belasından kurtaracak bütün çabaları bir vatandaş olarak alkışlıyorum. Peki bir türlü önlenemeyen gıda terörü ne olacak?
Yanlış pestisit kullanımı ve aflatoksin sebebiyle ülkemizi bütün dünyaya rezil eden teröristler namuslu üreticinin de kâbusu olmuş durumdalar. Zira bu konudaki kötü şöhretimiz küresel anlamda iyice yayılmış bulunmaktadır. Alıcı ülkeler alternatif buldukları sürece bizden kopmaya başlayacaklar.
Artık “Bulgaristan’dan domates iade geldi”, “Romanya’dan incir geri döndü” gibi haberleri okumaya yetişemiyoruz. Bunun için “hangi ürün hangi ülkeden iade edildi” bilgisini içeren yüzlerce satır yazı yazmaya gerek kalmadı. İhraç edilen her çeşit yaş ve kuru sebze meyve ile kuruyemiş, gönderilen ülkelerden geri dönmeye devam ediyor. Bilgi edinmek isteyenler RASFF sisteminden bu bilgilere ulaşabilirler.
RASFF (Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi), AB üye ülkeleri için gıda güvenliğini ilgilendiren bilgileri toplamak amacıyla Avrupa Komisyonu tarafından geliştirilmiş, merkezi bir veri tabanına dayalı hizmet veren izleme ve bildirim aracıdır. İyi ki böyle bir sistem var, bu sayede bilgi edinmemiz mümkün oluyor. Ancak sadece bizim bilgimiz olsa bu pişkin üretici grubunun hiç umurunda olmayacak. Bu raporlar AB ülkeleri dışında, AB’nin ticaret yaptığı bütün dünya ülkelerine duyuruluyor. Türkiye en fazla bildirime konu olan ülkeler arasında olduğu için alternatif üretim yeri fazla olan ürünlerde gittikçe şansımız azalıyor. Hiç olmazsa bu tehlike için biraz duyarlı olma ihtiyacı var.
Ülkemiz vatandaşları için merak konusu; “iade edilen ürünleri acaba biz mi yiyoruz?” korkusudur. Cevap “evet biz yiyoruz” olmalıdır.
Ancak muhtemel itiraz da, “Hayır biz onları imha ediyoruz” şeklinde gelebilmektedir. Hadi inanalım, peki biz yine de limitlerin üzerindeki zehirden korunabiliyor muyuz?
Yıllarca tarlada ve bahçede, hem ihracat hem de iç piyasa için ürün hazırlamış bir kişi olarak söylüyorum; aynı tarla ve bahçeden her iki kanala da sevkiyat yapılıyor. Hatta en kalitelisi ve en az riskli olanları yurt dışına gönderiliyor.
Öyleyse, ihracata giden ürünün başına bunlar geliyorsa, yurt içindeki durumu tahmin etmek hiç zor olmasa gerek…
Üstelik dışarda bu sorun tespit edilmesine rağmen, iç piyasada (tarlada, halde veya depoda) böyle bir tespit ve imha işlemini ben duymadım!
Hemen akla son satış noktası geliyor…
“Bu konuda perakendeciler ne yapıyor?” sorusuna ise bazı büyük perakendecilerden, “bizim kalite kontrol birimimiz var, pestisit kontrolü yapabiliyoruz” şeklinde cevaplar geldiğini duyuyorum.
Peki ben buradan soruyorum; herhangi bir perakendeci bugünden önceki tarihi taşıyan bir limit üstü pestisit veya aflatoksin tespit edilen raporu ve devamında da imha veya tedarikçiye iade tutanağını bize gösterebilir mi?
Sadece tek adet yeterli olabilecek!
Ülkemizde kanser vakalarının her yıl daha da artması, hatta patlaması tesadüf değildir. İşte beka sorunu dediğim budur. Öldüren terörden daha kötüsü süründüren terördür. Zira kötü neticesi bazen yıllar sonra ortaya çıkıyor.
Kötü şöhretin sınırlarımız dışına taşması, sadece ilaçlamadaki vurdumduymazlık değildir. Örneğin, “Dünyada balı bir arılar yapar, bir de Türkler” sözü çok yaygındır. Ancak bizdeki tağşiş yüzsüzleri bundan bile övünme payı çıkarabiliyorlar. Kulaklarımla duydum; “Aslına uygun üretim yapmak yetenek ister” şeklinde. Bir ilave de ben yapayım; ‘ahlak yoksunluğu da ister.’
Bunu ülkemizdeki dürüst üreticilerimiz adına söylemek zorunda kaldım.
Eski Tarım Bakanlarından Faruk Çelik, “Üretimlerinde 18 kez taklit tağşiş yapan, insan sağlığı ile direkt ilgili gıda güvenliğini ortadan kaldıran uygulamalara devam eden firmalar var” diyordu. İşte 2016 yılında bu konunun en yetkilisi böyle söylüyordu.
Peki bu 18 kez tağşiş yapan terörist hâlâ üretime devam ediyor mu?
Sorunun cevabı bellidir. Üstelik benzerleri sürekli artarak devam ediyor. O zaman bir yerlerde eksik olduğu garanti değil mi?
Son günlerde yaşadığımız; Hamburg’dan İstanbul’a seyahat eden 4 kişilik ailenin yok olmasına neden olan olayın bütün dünyaya yayılması, turizme zarar verecektir. Zira Alman basını, Dışişleri’nin konuyu takip ettiğini aktardı. Bu durumda yabancı turist kolay kolay otel dışında yemek yer mi?
Sonuç olarak; para cezaları ne kadar artırılırsa artırılsın, bunun önü alınamaz.
Çözüm mü?
Hile yapan işletmelerin faaliyetini süresiz durdurma, sahiplerini meslekten men etme (yeni marka ile yola devamını önleme), hileyi sürekli tekrarlayanlara ağır hapis cezası verdirecek düzenlemenin acil yapılması gerekmektedir.
Başka bir çözümün olmadığına dair en önemli delil, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın güncel olarak yayımladığı taklit ve tağşiş listelerinde sürekli yer alan işletme sayısıdır.
Para cezasını ödüyorlar, 5-6 katını kısa zamanda kasaya koyuyorlar…
Denetimlerin niteliği ve sayısı da böylece önemini kaybediyor…







