Kuzey Makedonya Cumhuriyeti Balkanlar’da denize kıyısı olmayan bir ülkedir. 1991 yılında Yugoslavya’dan ayrılarak bağımsız olmuştur. Komşuları; Sırbistan, Kosova, Arnavutluk, Yunanistan ve Bulgaristan’dır. Nüfusu yaklaşık 2 milyondur. Başkenti ve en büyük şehri Üsküp olup, nüfusun dörtte biri bu şehirde yaşamaktadır. Ülkenin tek büyük ırmağı, tam ortasından geçen Vardar nehridir. Kişi başı milli geliri 2025 yılında 9.882 dolar olmuştur.
Bu defa da Kuzey Makedonya’yı seçme nedenim, asgari ücret seviyesi bizden düşük bir Avrupa ülkesi olmasıdır. Gelir düşüklüğüne rağmen bize göre satın alma gücünün nasıl olduğunu öğrenmek istedik…
Zira satınalma gücü sadece gelire göre değil harcamalara ne kadar yettiğine göre ölçülür. Veya bazı yabancı kurumların yaptığı gibi sadece fiyat düzeyine bakarak (SAGP) yapılırsa da fazla ilgi görmez ve kenarda kalır.
Fiyat kıyaslaması 7 Şubat 2026 tarihinde yapıldı. Para birimleri Makedonya Dinarıdır (MKD). O gün geçerli kur olarak 1 MKD = 0,84 TL, 1 Euro = 61,64 MKD ve 1 Euro = 51,57 TL’yi dikkate aldık.
Fiyatlar Ramstore sitesinden ve birkaç eksik ürün de Tinex’ten alınmıştır.
- Bu ülkenin 2025 yılında tüketici fiyat enflasyonu yüzde 3,4 çıkmıştır (IMF). Türkiye enflasyonu bu oranın 9 katıdır.
- Kuzey Makedonya’da 2026 yılı net asgari ücretin (Mart ayından itibaren) 26.400 MKD olması bekleniyor. Bunun karşılığı 22.176 TL ve 428 euro dur. Bizim 2026 net asgari ücretimizin 28.075 TL ve 544 euro olması, bizim vatandaşımızın yüzde 27 daha fazla ücret aldığını gösteriyor. Buna karşılık listede görüleceği üzere vatandaşımızın harcaması ise yüzde 48 daha fazla çıkıyor.
- Şimdi de satın alma gücü açısından bunu değerlendirelim. Bir Kuzey Makedonya asgari ücretlisi bu alışverişi aylık geliri ile 3,2 defa tekrarlayabilirken, aynı alışveriş ülkemizde 2,7 defa tekrarlanabilmektedir. Aradaki fark az da olsa, bize göre satınalma güçleri daha fazladır.
- Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse; Kuzey Makedonya vatandaşı bu alışverişi gelirinin yüzde 31’i ile yapabilirken, aynı alışverişe bizim vatandaşımız gelirinin yüzde 37’sini ayırmak zorundadır.
- 51 ürünlük listede, bizim ucuz olduğumuz ürün sayısı 6’dır. Bunlar, toz şeker, Ülker al beni, Ariel deterjan, aseton, makarna ve patatestir.
Listede görüleceği üzere bazı yerel markalarımız da, ABD alışverişinde de karşımıza çıktığı gibi sınırlarımız dışında daha ucuzdur. Bu durum muhtemelen iki ülke arasındaki brüt kâr marjı farkından kaynaklanabilir. Elbette daha doyurucu açıklama marka sahiplerinden beklenmelidir.
- Dana kıyma fiyatımız yüzde 100, dana eti fiyatımız yüzde 76 daha yüksektir. Süt fiyatımız yüzde 81, ayçiçek yağı fiyatımız da iki katından fazladır. Aynı marka çikolatanın bizde yüzde 70 daha yüksek fiyata satılması ilginçtir. Bütün dünya yarıya düşen kakao maliyetine göre fiyatlarını güncellerken, bizim fiyatlar patinaj yapmaktadır. Kâğıt ürünlerinde de aşırı fark dikkat çekicidir.
Sonuç olarak; birçok ülkeden döviz bazında pahalı olduğumuz bir gerçektir. Buna gerekçe olarak sadece resmi enflasyonu gösteremeyiz. Zira bu enflasyon içine fırsatçı enflasyonu da yerleşmiştir. Fahiş fiyat bireysel uygulama olduğu için işin en masum kısmıdır. Kırmızı ette olan ise bazı spekülatörlerin sektörü organize ve toplu harekete teşvik etmelerinden kaynaklanmaktadır.
Enflasyonla mücadele sadece hükümetlere bırakılamaz, topyekûn yapılır.
Ne yazık ki yüksek enflasyonun bazı çevrelerin işine gelmesi netice almayı zorlaştırıyor. “Yem fiyatı artıyorsa ürün fiyatı da artar” söyleminin doğru olduğunu ama bizim ülkemize uymadığını bir önceki yazımızda ele almıştık. Döviz bazında en pahalı yemi kullananların ürünlerini dünyanın en pahalı fiyatına satma hakları vardır. Ama bizdeki mevcut durum bu değildir…
TCMB eski baş ekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, OECD ülkeleri arasında Türkiye’nin ‘gün aşırı et, tavuk ya da balık tüketemeyen’ yaklaşık yüzde 40’lık nüfus oranıyla açık ara ilk sırada yer aldığını belirtti. Eurostat verilerine dayanan değerlendirmesinde Kara, “Türkiye’nin 10 yıl önce Bulgaristan’a göre daha iyi durumda olduğunu, ancak 2023 itibariyle Bulgaristan’ın Türkiye’yi geride bıraktığını ortaya koydu. Bulgaristan’da söz konusu olan oran yüzde 20’nin altına gerilerken, Türkiye’de yüzde 35’in üzerinde kaldı” diyor.
Sahada yaptığımız araştırma sonuçlarıyla da birebir örtüşüyor.








